
İSTANBUL 1. AĞIR CEZA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI’NA
DOSYA NO: 2024/74 E
SUNAN: Adnan Oktar
MÜDAFİ: Av. Mert Zorlu
KONU: Ana dava dosyası başta olmak üzere huzurdaki dosya da dahil müvekkil hakkındaki temel isnatlardan biri sözde dini dejenere ettiği, diğer bir deyişle değiştirdiği iddiasıdır. Müvekkil dini, dinin özü ve gerçeği olan Kuran’a ve Peygamberimiz (sav) dönemindeki uygulamasına göre yaşamaktadır. Ancak Peygamberimiz (sav)’in vefatının hemen ardından, Kuran’a ve Peygamberimiz (sav)’in öğrettiği dine sadık kalmak isteyen salih müminler, dini atalarından öğrendikleri batıl sisteme göre yaşamak isteyen müşriklerin baskısına maruz kalmıştır. Tutuklanmış, sürgün edilmişlerdir. Müşrik sistemin Kuran’a bağlı kalmak isteyen müminlere karşı nefret ve öfkesi onları şehit etmeye kadar varmıştır. Tarih boyunca süregelen bu nefret, müvekkil Adnan Oktar’a kurulan kumpasın da temelini oluşturmaktadır. Konuyla ilgili olarak müvekkilin düşüncelerinin arzıdır.
AÇIKLAMALARIMIZ
Tarih boyunca bazı Peygamberler, halifeler, büyük alimler de dahil olmak üzere dini özüne göre yaşamak isteyenlerin neredeyse tamamı baskıya uğramış, tutuklanmış, sürgün edilmiş hatta şehit edilmiştir. Müşrikliğin bu karanlık tarihi birçok insan tarafından bilinmemektedir. Müvekkilin inancına göre; Müşrikliğin her yönüyle anlaşılması, insanları din ahlakından uzaklaştıran fitnenin ortadan kaldırılmasını sağlayacak, böylelikle insanlar özlemini duydukları sevgi dolu, sevinçli, huzurlu, güzel bir yaşamı tadacaklarıdır. Müvekkilin aşağıda ayetler, hadisler ve tarihten örnekleriyle açıkladığı bu konu huzurda dosyanın nasıl ortaya çıktığının anlaşılması açısından da önemlidir.
Zira eğer müvekkil Adnan Oktar,
- Müşrik sistemi tabi olup bu inancın çelişkilerini, yalanlarını, açmazlarını anlatmasaydı,
- Kuran’ın yeterliliğini kabul etmeseydi,
- Peygamberimiz (sav) döneminde yaşandığı haliyle İslam’ı insanlara tanıtmasaydı,
- Hadislerden hangilerinin doğru ve güvenilir, hangilerinin uydurma olduğunu ayırıp hem Kuran’a hem Peygamberimiz (sav)’in anlattıklarına uygun bir anlatım yapmasaydı,
- Mezheplerin haramlarının ve helallerinin farklı olduğunu, bunun 4 ayrı din anlamına geldiğini gösterip, Kuran esaslarına insanları davet etmeseydi,
- Müşrikler gibi -İslam’da olmadığı halde- kadını aşağılayıp cehennemlik bir varlık gibi görseydi, kadına hiçbir hak verilmemesini, -haşa- hayvan gibi davranılmasını, potansiyle günahkar olarak görülmesini savunsaydı,
- Sadece ticaretiyle, evliliği, çoluğu çocuğu ve gündelik işlerle ilgilenmeyi yeterli görseydi,
- Doğu Türkistan’da, Filistin’de, Mısır’da, Yemen’de, Suriye’de, Myanmar’da ve dünyanın dört bir yerinde Müslümanlar ezilmiyormuş gibi davransa, arada bir slogan atmayı yeterli görüp hepsi için gerçek çözüm olacak İslam ahlakının dünyaya hakimiyeti için çaba göstermeseydi,
- Darwinizm’in geçersizliğini müşrikler gibi çocuksu ve tutarsız söylemlerle değil, bilimsel deliller ve akılcı anlatımla Darwinistlerin itiraz edemeyeceği şekilde ortaya koyup, Darwinizmi yıkmasaydı,
- Garip bir eziklik duygusu ile İslam’la Darwinizm’i bağdaştırmaya çalışanlara Kuran’da evrimle yaratılış olmadığını tek tek ispatlamasaydı,
- Müşriklerin var güçleriyle “gelmeyecek, dönmeyecek, olmayacak” dedikleri halde ayet ve hadislerle Mehdi’nin bu yüzyılda geleceğini, Hz. İsa’nın bu yüzyılda dünyaya döneceğini ve İslam ahlakının dünyaya hakim olacağını anlatmasaydı,
- İslam ile sanatın, bilimin, güzelliğin, kaliteli yaşamanın, özgürlüğün, laikliğin, demokrasinin çelişmediğini ortaya koymasaydı,
- Samimi anlatımlarıyla gençler, aydınlar ve modern kesim üzerinde etkisi olmasaydı,
- Müşrik sistemin açmazlarını ayetlerle ve hadislerle ortaya koyduğunda müşriklerin buna verebilecek ilmi ve dini bir cevapları olsaydı BUGÜN KENDİSİ CEZAEVİNDE 360 KERE MÜEBBET ANLAMINA GELEN BİR HÜKÜMLE DEĞİL DIŞARIDA ÖZGÜR YAŞAR; HATTA MÜŞRİKLERİN TOPLANTILARININ ONUR KONUĞU OLARAK AĞIRLANIRDI.
Müvekkil Adnan Oktar’ın Müşrikliğin Karanlık ve Saldırgan İdeolojisiyle İlgili Düşünceleri ise Şöyledir:
1. MÜŞRİKLERİN EN TEMEL ÖZELLİKLERİ -HAŞA- ALLAH’IN DİNİNİ BEĞENMEMELERİDİRMüşrikliğin tehlikeli ve karanlık dünyasını anlatmadan önce şu önemli hususu açıklamak gerekir: Müvekkilin eleştirdiği ve yanlışlarını ortaya koyduğu sistem, Kuran’da Allah’ın bildirdiği dine, samimiyetten uzak bir şekilde, bilinçli olarak karşı olan ve dinin tahribatına sebep olan zihniyettir. Samimi olarak dine böyle inanan veya büyüklerinden öğrendiği şekliyle dini yaşayan, üzerinde düşünme fırsatı olmadığı ya da vicdani kanaatiyle bunun doğru olduğunu düşündüğü için gelenekçi sistemi yaşayanlara saygı ve sevgi duymakta, dini inandıkları gibi yaşayabilmeleri için her türlü özgürlüğe sahip olmaları gerektiğine inanmaktadır. Ancak dinde olmayan bir şeyi varmış gibi göstererek dine verilen zararı ortadan kaldırmak da vicdani bir sorumluluktur. Müvekkil İslam’ın menfaati için bu vicdani sorumluluğu yerine getirmekte, müşrik zihniyetini ve açmazlarını, dini koruma vicdanıyla eleştirmektedir.
Müşriklik kelime anlamı olarak “Ortak koşan, bir şeyi başkasıyla paylaştıran” manası taşır. En genel anlamıyla Allah’a ortak koşmak anlamındadır. Birçok insan tarafından putlara tapma olarak düşünülür. Oysa Allah’a ortak koşmak insanların elleriyle yaptığı putlara tapmaktan çok daha kapsamlı bir mana içerir. Allah’ın dinini -haşa- yeterli görmeyip, kendi batıl geleneklerini ve değerlerini din gibi kabul eden ve ettirmeye çalışan sistemin adı müşrikliktir.
ŞİRK İÇİNDEKİ İNSANIN EN TEMEL ÖZELLİĞİ -HAŞA- ALLAH’I BEĞENMEMESİ, ALLAH’IN İNDİRDİĞİ DİNİ YETERLİ GÖRMEMESİ VE AKILSIZCA ALLAH’A DİNİNİ ÖĞRETMEYE KALKIŞMASIDIR. Müşriklerin bu ahlak bozukluğunu Allah Kuran’da yermiştir:
Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırız
De ki: “SİZ Mİ ALLAH’A DİNİNİZİ ÖĞRETİYORSUNUZ?” Oysa Allah göklerde ve yerde olanları bilir; Allah her şeyi hakkıyla bilendir. (Hucurat Suresi, 16)
Nitekim Peygamberimiz (sav) hayattayken de Kuran’ın özgür, kadınlara değer veren, eşitlik ve adalet getiren, haksızlıkları ve zulümleri ortadan kaldıran, adaleti tesis eden yüksek ruhunu haşa beğenmediklerini açıkça söylemişler ve Kuran’ın değiştirilmesini istemişlerdir.
… derler ki: "BUNDAN BAŞKA BİR KUR'AN GETİR VEYA ONU DEĞİŞTİR." De ki: "Benim onu kendi nefsimin bir öngörmesi olarak değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben, yalnızca bana vahyolunana uyarım… (Yunus Suresi, 15)
BU NEDENLE MÜŞRİKLER HAK, TEMİZ VE KOLAY OLAN DİNE KENDİ DÜŞÜK AKILLARINCA EKLEMELER YAPARAK -HAŞA- BEĞENMEDİKLERİ ALLAH’IN DİNİNİ KENDİLERİNCE DÜZELTTİKLERİNE İNANIRLAR. KUŞKUSUZ BU HEM ÇOK BÜYÜK BİR AKILSIZLIK VE AHLAK BOZUKLUĞU HEM DE ÇOK BÜYÜK BİR ZULÜMDÜR. MÜŞRİK İNSANIN ÜZERİNDE ALLAH’A KARŞI BU ÇİRKİN CÜRETİNİN VE ZULMÜNÜN YANI SIRA DİNİ ZORLAŞTIRARAK DİNDEN UZAKLAŞTIRDIĞI İNSANLARIN VEBALİ DE VARDIR.
Müşriklik çok karanlık, saldırgan, pervasız ve sinsi bir yapıdır. Bu nedenledir ki Allah Kuran’da tek affetmediği suçun kendisine şirk koşulması, yani müşriklik olduğunu bildirmiştir.
ALLAH KENDİSİNE ŞİRK KOŞULMASINI ASLA BAĞIŞLAMAZ. Bunun dışında dilediğini bağışlar. Kim Allah’a şirk koşarsa büyük bir günah uydurmuş olur. (Nisa Suresi, 48)
Çünkü müşrikler kendilerini Allah’ın indirdiği dine çağıran her daveti reddeder, Peygamberlerin, velilerin, salih müminlerin doğruyu söylediklerini bildikleri halde hak dini -haşa- beğenmedikleri için kabul etmezler, ısrarla ve acımasızca kendi sevgisiz, bencil, çıkarcı, insanları ezen, katı sistemleri devam ettirmek isterler. Allah onların içinde olduğu bu yolun onları çılgınca yanan ateşin azabına götürdüğünü bildirmiştir.
Onlara; "Allah'ın indirdiklerine uyun" denildiğinde, derler ki; "HAYIR, BİZ ATALARIMIZI ÜZERİNDE BULDUĞUMUZ ŞEYE UYARIZ." ŞAYET ŞEYTAN, ONLARI ÇILGINCA YANAN ATEŞİN AZABINA ÇAĞIRMIŞSA DA MI (BUNA UYACAKLAR)? (Lokman Suresi, 21)
Buna rağmen kibir ve bilmişlikle, Allah’ın azabından dahi çekinmeyip Allah’a karşı boyun eğmedikleri için Allah onları affetmez.
KURAN’A GÖRE MÜŞRİKLER,
Allah’ın dinini -haşa- beğenmezler,
Bu nedenle dine eklemeler yaparlar,
Allah’ın helal kıldıklarını yasaklar, haram kıldıklarını ise gizli gizli uygularlar,
Yalancıdırlar, Allah adına yalan söylerler,
Atalarından gördükleri ve alıştıkları sistemi din olarak kabul ederler,
Bu sistem tamamen kendi menfaatleri üzerine kuruludur,
Kadınları ikinci sınıf insan olarak görür, baskı altına almak isterler,
İhtiyaç içinde olan insanları ezerler,
Mala düşkün ve cimridirler,
Dünyaya hırsla bağlıdırlar,
Kibirlidirler, tevazuyu, sevgiyi, hoşgörüyü, insaniyeti bilmezler,
Kıskanç, acımasız, katı ve bencildirler,
Sistemlerinin zarar görmesi ihtimali oluştuğunda saldırganlaşır, kan dökmekten çekinmezler.
ANCAK EN ÇOK TAHRİBAT OLUŞTURDUKLARI KONU; DİN ÇOK SADE VE KOLAYKEN DİNİ AKIL ALMAZ DERECEDE ZORLAŞTIRIP KARMAŞIK HALE GETİRMELERİDİR.
2. MÜŞRİKLERİN EN TEHLİKELİ FİTNESİ DİNİ ZORLAŞTIRMALARIDIR
Allah Kuran’da dinin kolay olduğunu bildirmiştir:
… ALLAH, SİZE KOLAYLIK DİLER, ZORLUK DİLEMEZ. (Bu kolaylık) sayıyı tamamlamanız ve sizi doğru yola (hidayete) ulaştırmasına karşılık Allah'ı büyük tanımanız içindir. Umulur ki şükredersiniz. (Bakara Suresi, 185)
Allah adına gerektiği gibi mücadele edin. O, SİZLERİ SEÇMİŞ VE DİN KONUSUNDA SİZE BİR GÜÇLÜK YÜKLEMEMİŞTİR, ATANIZ İBRAHİM'İN DİNİ(NDE OLDUĞU GİBİ)… (Hac Suresi, 78)
Müşrikler ise dinin zor olması gerektiğine inanırlar. Sade, anlaşılır ve kolay olan dini haşa beğenmezler. Kendileri haramlar ekleyerek dini zorlaştırıp daha makbul hale getirdiklerini düşünürler. Ve haşa Allah’a dinini öğretme çirkin cesaretini gösterirler. Müşriklerin bu ahlak bozukluğu Kuran’da şöyle anlatılır:
De ki: "SİZ ALLAH'A DİNİNİZİ Mİ ÖĞRETECEKSİNİZ? Oysa Allah, göklerde ve yerde olanları bilir. Allah, her şeyi bilendir." (Hucurat Suresi, 16)
Örneğin, Allah abdesti tek bir ayette anlatmışken yüzlerce sayfa abdest nasıl alınır diye kitaplar yazarlar, insanları namaz kılamaz hale getirirler.
Ey iman edenler, namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın, başlarınızı meshedin ve her iki topuğa kadar ayaklarınızı da. Eğer cünüpseniz temizlenin (gusül edin)… (Maide Suresi, 6)
Allah Kuran’da abdest almayı yüzü ve dirseklere kadar elleri yıkamak, başı ve ayağı meshetmek olarak açıklamıştır. Son derece sade, net, açık ve kolaydır.
İLMİHALLERDE İSE ABDEST ALMANIN 4 FARZI, 18 SÜNNETİ, 28 EDEBİ, 12 HARAMI, 11 USULÜ VARDIR. BUNLARIN HER BİRİNİN ONLARCA YÜZLERCE DETAYI BULUNMAKTADIR. SIRF ABDEST ALINACAK SUYUN NİTELİKLERİNE VE DOKUSUNA DAİR DAHİ SAYFALARCA FARZ, HELAL, HARAM, MEKRUH, MÜBAH GİBİ DETAYLARLA HÜKÜMLER BELİRLENMİŞTİR. “Sular şer'an iki kısımdır” diye başlayan bu bölümde sayfalar boyunca hangi suyun temiz kabul edilip hangisinin edilemeyeceğine dair anlatımlar bulunmaktadır. “Biri, mutlak sulardır. Diğer kısım sulara mukayyed sular denir. Mukayyed sular, aslî ve gayr-i aslî diye iki kısma ayrılırlar. Mutlak sular, tahir ve mutahhir (temiz ve temizleyici) olup olmamaları bakımından beş kısımdır” diye devam eder.
ELLERİN YIKAMA ŞEKLİNDEN BİR ORGANIN KAÇTA KAÇININ ISLANMASI GEREKTİĞİNE, ABDEST ALINIRKEN GİYİLEN KIYAFETTEN BU KIYAFETE SU SIÇRAMASI DURUMUNDA ABDESTİN BOZULACAĞINA, O SIRADA AKILDAN DÜŞÜNCE GEÇİP GEÇMEMESİNE, OKUNACAK DUALARIN NELER OLDUĞUNA KADAR SAYISIZ DETAYLAR VE SON DERECE KARIŞIK, PRATİKTE UYGULANMASI MÜMKÜN OLMAYAN AÇIKLAMALAR YER ALMAKTADIR.
NEYİN NECASET YANİ KİRLİ OLUP ABDESTİ BOZACAĞI AÇIKLANIRKEN, NECASET-İ HAFİFE, NECASET-İ GALİZE, NECASET-İ MER'İYYE, NECASET-İ GAYR-İ MER'İYYE GİBİ ALT KATEGORİLER BULUNMAKTADIR. BİR İNSANIN BUNLARIN TAMAMINI AKLINDA TUTMASI, UYGULAMASI VE TAM OLARAK YERİNE GETİRMESİ İMKANSIZLIK DERECESİNDE ZORDUR.
Allah yüzünüzü yıkamanız yeterli derken, ağzın su ile çalkalanırken dişlerin arasına suyun girip girmediği, dişte dolgu olması durumunda güsul abdestinin sahih olmayacağı, kulak deliğinin içinden suyun geçip geçmediği gibi Kuran’da hiç olmayan hükümler ve detaylar vardır. Üstelik bu hükümler her bir mezhepte başka şekilde uygulanmaktadır. Hanefi mezhebinde ağzın çalkalanması farzken, Şafii ve Maliki mezheplerinde ağız içini yıkama farz değildir. Bir dinin bir konuda farzı tektir. Bir şey ya farzdır ya değildir ya haramdır ya değildir. Ve Allah neyin farz neyin helal neyin haram olduğunu açıklamıştır. Abdest konusunda dahi her bir mezhebinin farklı haramı, helali varsa ortaya 4 ayrı din çıkmış demektir. Bu da içine düştükleri çok büyük bir açmazdır.
TEK BİR AYETLE ANLATILMIŞ ABDESTİ DAHİ BU KADAR ZORLAŞTIRAN, KARMAŞIKLAŞTIRAN VE İÇİNDEN ÇIKILMAZ HALE GETİREN MÜŞRİKLER BU ZİHNİYETLERİYLE İNSANLARI NAMAZDAN DA UZAKLAŞTIRIRLAR.
Peygamberimiz (sav) “KOLAYLAŞTIRIN, ZORLAŞTIRMAYIN; MÜJDELEYİN, NEFRET ETTİRMEYİN.” (Buhârî, Kitâbu’l-İlm, 11) buyurmuştur.
Müşrikler ise, dini zorlaştırmayı adeta aralarında rekabet konusu haline getirirler. Biri “10 yaşında kız çocuğu kapanır” deyince, diğeri “biz 2 yaşında kız çocuğunu kapatıyoruz” demektedir. Biri “kız çocuğu akrabalarıyla aynı sofraya oturamaz” derken, diğeri “erkek çocuğu annesinin diz kapağına bakamaz” demeye başlar. Biri “biz günde 5 bin tesbih çekiyoruz” der, diğeri “biz 10 bin tesbih çekiyoruz, biz daha üstünüz” iddiasıyla ortaya çıkar. Dini ne kadar zorlaştırırlarsa o kadar iyi olacağını düşünerek sürekli daha da zorlaştırmış ve sonunda dine yaptıkları eklemelerle insanları dini yaşayamaz hale getirmişlerdir.
Müşriklerin dini zorlaştırma ısrarlarının ardında bilinçaltlarında -haşa- Allah’a, dinine ve peygamberlere duydukları öfke vardır. Zorlaştırma, öfkelerinin dışavurumudur. Onlara göre din güya kendilerini hayatın güzelliklerinden ve nimetlerinden uzaklaştırmaktadır. Güzelliklerin ellerinden alındığını düşünmelerinin için için bir öfkesi vardır. İnsanlar hayatı yaşarken kendilerinin din yüzünden hayattan koptuklarına inanırlar, buna karşılık onlar da insanların dinden kopup uzaklaşmasına sebep olurlar. Oysa Allah’ın Kuran’da anlattığı din hayatla, güzelliklerle iç içedir. İnsanların elinden hayatı alan müşrikliğin sevgisiz ve katı din anlayışıdır.
Müşrikler zorlaştırarak insanları dinden uzak tutarken, aslında kendileri de neredeyse hiçbir zaman kendi koydukları kurallara uymazlar. Kendi ürettikleri dini kendileri de yaşamazlar. Müşriklerin bu özelliği Kuran’da şöyle haber verilir:
Sonra onların izleri üzerinde elçilerimizi birbiri ardınca gönderdik. Meryem oğlu İsa'yı da arkalarından gönderdik; ona İncil'i verdik ve onu izleyenlerin kalplerinde bir şefkat ve merhamet kıldık. (BİR BİD'AT OLARAK) TÜRETTİKLERİ RUHBANLIĞI İSE, BİZ ONLARA YAZMADIK (EMRETMEDİK). ANCAK ALLAH'IN RIZASINI ARAMAK İÇİN (TÜRETTİLER) AMA BUNA DA GEREKTİĞİ GİBİ UYMADILAR. Bununla birlikte onlardan iman edenlere ecirlerini verdik, onlardan birçoğu da fasık olanlardır. (Hadid Suresi, 27)
Dikkat edilirse ayette, Hz. İsa’nın getirdiği hak dini haşa beğenmeyenlerin kendi oluşturdukları batıl bir sistemle, dini zorlaştıran kurallar ve yasaklarla yeni bir din türettikleri ve türettikleri dine kendilerinin de gereği gibi uymadıkları anlatılmaktadır. Bu, müşrikliğin temelinde yer alan zihin yapısıdır.
Müşriklerin kendi getirdikleri kurallar aslında uyulmamak üzere hazırlanmıştır. Örneğin, Allah Kuran’da infakın nasıl olması gerektiğini anlatırken, “ihtiyaçtan arta kalanı vermeyi”, “Müslümanların birbirlerine veli olmalarını”, “malın gerçek sahibinin Allah olduğunu unutmamayı” bildirmiştir. Dünyaya aşırı düşkün olan ve malları konusunda müthiş bir hırs gösteren müşrikler ise “ihtiyaçtan arta kalan” yerine “40’da 1’ini vermek” kuralını getirmişlerdir. Kuran’ın hiçbir yerinde böyle bir ölçü yoktur. 40’da 1’in nasıl hesaplanacağı konusunda da büyük bir samimiyetsizlik vardır, “40’da 1 kadının altınları üzerinden hesaplanacak” derler. Kadına da altın almazlar böylece mallarını asla Allah yolunda harcamazlar.
Bu samimiyetsizlik insanların müşriklerden müthiş rahatsız olmalarına ve onların bu tutum ve ahlakları yüzünden de dinden uzaklaşmalarına sebep olur.
3. MÜŞRİKLER, SAMİMİYETSİZLİKLERİNİN DEŞİFRE OLMASINDAN VE SİSTEMLERİNİN DEĞİŞMESİNDEN KORKARLARMüşrikler, İslam ve Müslümanlar için en hayati ve önemli olan konuların üzerinde asla durmazlar. Allah’a iman, hidayet, insanların dinden uzaklaşıyor olması onları ilgilendirmez. Dünyanın dört bir yanındaki Müslümanların içinde bulunduğu zorluk ve zulümle ilgilenmezler. Ama kendi malları, şirketleri, gelirleri çok kıymetlidir. Yeni bir fabrika açmak, daha çok ev almak, çocuklarını yurt dışında okutmak, zengin bir ailenin çocuğu ile evlendirerek şirketi daha da büyütmek çok önemlidir. Misvak nasıl kullanılır, oruç neyle açılır, namazda eller nasıl bağlanır vb konular çok önemlidir, ama Allah’ı anmak, adil olmak, fedakar olmak, İslam’ın hakim olması için çaba göstermek gibi hayati konular önemli görülmez.
MÜŞRİKLERİN EN ÖNEMLİ ÖZELLİKLERİNDEN BİRİ DE, HAK DİNE KARŞI OLAN SİSTEMLERİNİ DİNMİŞ GİBİ İNSANLARA DAYATMALARIDIR. Kendi dayattıkları inançları dışındaki her türlü yaşam tarzına ve düşünceye de şiddetli karşı olur ve bastırmak isterler. Bunun temel sebebi ise menfaatlerinin ve kurulu düzenlerinin hak din dışındaki inanç sistemine dayalı olmasıdır. Bu sistemin eleştirilmesine dahi tahammül edemezler. Çünkü her bir eleştiri müşriklik sisteminin samimiyetsizliğini, maddiyatçılığını ve aslında dinden ne kadar uzak olduğunu açığa çıkaracaktır.
Allah Kuran’da samimi dindarlara en büyük düşmanlığı müşriklerin yapacağını bildirmiştir:
İman edenlere DÜŞMANLIK BAKIMINDAN İNSANLARIN EN ŞİDDETLİSİ OLARAK, Yahudileri ve MÜŞRİKLERİ MUTLAKA BULACAKSIN… (Maide Suresi, 82)
Öncelikle şunu açıklamak gerekir; ayette geçen “Yahudilerin düşman olması” tanımı Musevi toplumunu toptan kapsayan bir ifade değildir. Söz konusu edilen Peygamberimiz (sav) döneminde, devrin derin devletleriyle ve Peygamberimiz (sav)’in düşmanlarıyla iş birliği yaparak, Peygamberimiz (sav)’e hainlik yapan, yaptıkları anlaşmaları bozan ve kötülükten vazgeçmeyen Yahudi kabilelerdir.
Müşrikler, daha Peygamberimiz (sav) hayattayken dahi O’nun ve ailesinin neşesini, güzelliğini, sevgi gücünü, varlıklı olmasını, kudretini, sağlığını, dinçliğini kıskanarak sürekli fitne çıkarmışlar ve defalarca Peygamberimiz (sav)’in canına kastetmişlerdir. Peygamberimiz (sav)’in vefatının hemen ardından ise dini içten çökerten sistemi adım adım kurmaya başlamışlardır.
Kendilerine engel olacağını gördükleri, Kuran’a bağlı, Peygamberimiz (sav)’in yaşadığı ve öğrettiği İslam’a sadık olan salih müminleri de tek tek şehit etmişlerdir. Sonraki dönemlerde de müşrikliğe karşı olan, Kuran’ı anlatan ve Kuran’ı yeterli gören alimleri, veli insanları, salih müminleri tutuklamış, sürgün etmiş, işkence yapmış, kimi zaman da idam ederek şehit etmişlerdir.
4. PEYGAMBERLERE EN ÇOK KARŞI KOYANLAR ATALARINDAN GELEN DİNİ YAŞAMAKTA ISRAR EDEN MÜŞRİKLER OLMUŞTURMüşrik denildiğinde birçok insanın aklına Mekke’de yaşamış putlara tapan ve Peygamberimiz (sav) ve sahabeye akıl almaz eziyetler eden insanlar gelir. Oysa müşriklik sadece tahtadan veya taştan yapılmış putlara tapmak değildir. Müşriklerin bir Yaratıcı inancı vardır, ama varlığına inandıkları Yaratıcı’nın gücüne, kudretine, aklına haşa itimat etmez ve haşa beğenmezler. Bu çirkin kibir, katı, acımasız ve saldırgan bir karakteri de beraberinde getirir.
Tarih boyunca Peygamberlerin geldiği her toplumda onlara en çok karşı koyan, tuzaklar kuran, tutuklayan, sürgün eden, hatta canlarına kast eden hep müşrikler olmuştur. Kuran’da haber verildiği üzere Peygamberlerin en büyük mücadeleleri müşriklere karşıdır. Allah’ın Peygamberlere indirdiği hak dini, sevgisiz, katı, maddiyatçı, kendilerine üstünlük kattığına inandıkları batıl inançlarına karşı en büyük tehdit olarak görürler.
Ayetlerde hak dini getiren Peygamberlere karşı müşriklerin gösterdiği düşmanlık ve çirkin inat şöyle bildirilir:
Onlara: ‘Allah’ın indirdiğine uyun!’ denildiğinde, ‘Hayır! Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız’ derler. Peki, ya ataları akıllarını kullanmayan kimseler idiyse? (Bakara Suresi, 170 )
Hayır! Onlar: ‘Biz atalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izinden gidiyoruz’ dediler. (Zuhruf Suresi, 22 )
Hz. İbrahim Allah’ın vahyettiği hak dini anlattığında kavmi “atalarından öğrendikleri müşrik sistemi devam ettirmek için” karşı koymuşlardır:
Biz atalarımızı bunlara taparken bulduk. Siz ve atalarınız apaçık bir sapıklık içindesiniz. (Şuara Suresi, 74-75 )
Hz. Nuh kavmini dine davet ettiğinde “sen bizim alışageldiğimiz inanç yapımızı değiştirmek mi istiyorsun?” diye tepki göstermişler ve Hz. Nuh’u “SİZE ÜSTÜNLÜK SAĞLAMAK İSTİYOR, LİDER OLMAK İSTİYOR, DEVLETİ ELE GEÇİRMEK İSTİYOR” diyerek suçlamışlardır:
Dediler ki: "SEN BİZE YALNIZCA ALLAH'A KULLUK ETMEMİZ VE ATALARIMIZIN TAPMAKTA OLDUKLARINIZI BIRAKMAMIZ İÇİN Mİ GELDİN? Eğer gerçekten doğru isen, bize vadettiğin şeyi getir, bakalım." (Araf Suresi, 70)
Dikkat edilirse ayette müşrikler Hz. Nuh’a “eğer bizim müşrik dinimiz doğru değil de senin anlattığın doğruysa o zaman vaad ettiğini bize göster” demektedirler. Bu ayette ahir zamanda Mehdi ve talebelerinin karşılaşacağı baskıya da işaret vardır. Hz. Nuh’un kavminin bu tepkisi ahir zamanda Hz. Mehdi’ye gösterilecek tepkinin aynısıdır. Hz. Mehdi de kavmini kıyametin yakın olduğu, Mehdiyetin hak olduğu, Hz. İsa’nın yeniden dünyaya geleceği, İslam ahlakının dünyaya hakim olacağı konularında uyaracaktır. Kavmi kendince alaycı bir tutumla bu uyarılara kulak tıkayacak, müşrik din adamları “Mehdiyet yok, Mehdi gelmeyecek, senin vaadin doğru değil” diyerek adeta tek sesli bir koro gibi Hz. Mehdi’nin anlatımlarına karşı geleceklerdir. Hz. Mehdi devrindeki müşriklerin bu tepkileri, Nuh kavminin “eğer gerçekten doğru sözlüysen bize vaat ettiğini getir bakalım” diyen alaycı, kibirli, çirkin üsluplarının ve tutumlarının bir benzeridir.
Bunun üzerine, kavminden inkara sapmış önde gelenler dediler ki: "Bu, sizin benzeriniz olan bir beşerden başkası değildir. SİZE KARŞI ÜSTÜNLÜK ELDE ETMEK İSTİYOR. EĞER ALLAH (ÖNE SÜRDÜKLERİNİ) DİLEMİŞ OLSAYDI, MUHAKKAK MELEKLER İNDİRİRDİ. HEM BİZ GEÇMİŞ ATALARIMIZDAN DA BUNU İŞİTMİŞ DEĞİLİZ." (Müminun Suresi, 24)
Hz. Nuh’un kavminin Hz. Nuh’un anlattıklarına inanmak için meleklerin gelmesini istemeleri de işari olarak ahir zamanda yaşanacak benzeri durumu anlatmaktadır. Hz. Mehdi geldiğinde de “Mehdi’nin yanında bulut üstünde bir melek dolaşması gerektiğini” söyleyerek, “o meleği görmeden mehdiye inanmayız” diyen müşrikler olacaktır. Oysa hadiste geçen Mehdi’nin yanında buluttan seslenen melek olması anlatımı müteşabih bir anlatımdır. Melekler alenen görülse ve “bu kişi Mehdi’dir” dese, zaten imtihan ortamı ortadan kalkmış demektir. Güneşi Batıdan doğması, meleklerin alenen görülmesi gibi olaylar artık imtihan ortamının bittiğini, tevbe kapısının kapandığını gösteren gelişmelerdir. Bunlar Mehdi’nin faaliyet halinde olduğu, insanları doğruya davet ettiği dönemlerde yaşanacak gelişmeler değildir.
Peygamberimiz (sav)’e de müşrikler, “senin anlattığın özgür, hayat dolu, güzellik ve sevgiyi anlatan Kuran bizi atalarımızdan öğrendiğimiz sevgisiz, katı, saldırgan, bencil, maddiyatçı hayatımızdan alıkoyuyor” zihniyetiyle karşı çıkmışlardır. Birbirlerini müşrik inançlarına kör bağlılıkta direnmeye çağırmışlar, Peygamberimiz (sav)’i -haşa- “Kitap buna mı indirildi?” diyerek kendilerince küçük düşürmeye ve alay etmeye kalkışmışlar, Peygamberimiz (sav)’in yaşadığı dini beğenmeyerek “bu dinde olamaz, biz dinde böyle bir şey görmedik” diyerek insanları kışkırtmışlardır.
BU KUR’AN BİZİ, ATALARIMIZIN TAPTIKLARINDAN ALIKOYUYOR. (Sebe Suresi, 43 )
Onlardan önde gelen bir grup: "Yürüyün, İLAHLARINIZA KARŞI (BAĞLILIKTA) KARARLI OLUN; çünkü asıl istenen budur" diye çekip gitti.
"BİZ BUNU, DİĞER DİNDE İŞİTMEDİK, bu, içi boş bir uydurmadan başkası değildir."
"ZİKİR (KUR'AN), İÇİMİZDEN ONA MI İNDİRİLDİ?" Hayır, onlar Benim zikrimden bir kuşku içindedirler. Hayır, onlar henüz Benim azabımı tatmamışlardır. (Sad Suresi, 6-8)
Hz. Musa Firavun’a hak dini tebliğ ettiğinde ilk tepkisi, “sen bizi atalarımızdan öğrendiğimiz müşriklikten alıkoymak mı istiyorsun?” olmuştur. Müşriklik üzerine kurulu sisteminin zarar göreceğini düşündüğü için Hz. Musa’ya amansız bir öfke beslemiştir. Firavun’un Hz. Musa’ya duyduğu öfkenin sebeplerinden biri de kendi gücü ve iktidarını elinden alacağını sanmasıdır.
Onlar: "SİZ İKİNİZ, BİZİ ATALARIMIZI ÜZERİNDE BULDUĞUMUZ (YOL)DAN ÇEVİRMEK VE YERYÜZÜNDE BÜYÜKLÜK SİZİN OLSUN DİYE Mİ BİZE GELDİNİZ? Biz, sizin ikinize inanacak değiliz" dediler. (Yunus Suresi, 78)
Hz. Salih’e de müşrikler, “sen bizi atalarımızın taptıklarına tapmaktan engelleyecek misin?” yani “atalarımızdan öğrendiğimiz katı, bağnaz, sevgisiz, dinde olmayan kuralları din gibi gösteren, çıkarcı, gaddar düzenimizi bozacak mısın?” diyerek karşı çıkmışlardır. Bir yandan için için Hz. Salih’in doğruyu söylediğini bildikleri halde kuşkularından ve şüphelerinden arınamamışlardır.
Dediler ki: "Ey Salih, bundan önce sen içimizde kendisinden (iyilikler ve yararlılıklar) umulan biriydin. ATALARIMIZIN TAPTIĞI ŞEYLERE TAPMAKTAN SEN BİZİ ENGELLEYECEK MİSİN? Doğrusu biz, senin bizi davet ettiğin şeyden kuşku verici bir tereddüt içindeyiz." (Hud Suresii 62)
Hz. Şuayb’a da kaşı çıkanlar devrin müşrikleri olmuştur. Müşriklerin Hz. Şuayb’a “bizden atalarımızın dinini bırakmamızı istiyorsun” diyerek karşı çıkarken “mallarımız konusunda dilediğimiz gibi davranmamızı senin dinin mi emrediyor” demeleri dikkat çekicidir. Allah’ın insanları yardıma, iyiliğe, birbirine veli olmaya çağırıp, “ihtiyaçtan arta kalanı veren” cömert ve merhametli dini müşriklerin malı sımsıkı ellerinde tutan, daha çok mal yığıp biriktirmek isteyen, fakirleri sevmeyip ezen katı sistemlerini ortadan kaldırdığı için müthiş öfkelenmişlerdir.
Dediler ki: "EY ŞUAYB, ATALARIMIZIN TAPTIĞI ŞEYLERİ BIRAKMAMIZI YA DA MALLARIMIZ KONUSUNDA DİLEDİĞİMİZ GİBİ DAVRANMAKTAN VAZGEÇMEMİZİ SENİN NAMAZIN MI EMREDİYOR? Çünkü sen, gerçekte yumuşak huylu, aklı başında (reşid bir adam)sın." (Hud Suresi, 87)
Bilindiği üzere Hz. İsa’ya da karşı çıkanlar devrin bağnaz Yahudi din adamları olmuştur. Hatta bu bağnaz din adamları devrin en acımasız derin devletine putperest Roma’ya Hz. İsa’yı “bizim dinimizi değiştiriyor” diye şikayet etmişler, tutuklanmasına sebep olmuşlardır. Hz. İsa, “Dini bozmak istiyor”, “Yahudi şeriatını çiğniyor”, “Atalarımızın yolunu değiştiriyor”, “Sahte peygamber”, “Halkı kandırıyor” gibi ithamlarla suçlanmıştır.
İncil’de dönemin müşrik bağnaz din adamlarının Hz. İsa’ya yaptıkları suçlamalar şöyledir:
“Sen, halkı şaşırtıyorsun!” (Yuhanna 7:12)
“Bu adam Şabat’ı çiğniyor!” (Yuhanna 9:16)
“Bu adam geleneğimizi yıkıyor!” (Matta 15:2)
“Seni öldürmek istiyoruz…” (Yuhanna 10:33)
“Bu adam, milletimizi ayartıyor.” (Luka 23:2)
Nitekim sonunda Hz. İsa’yı şehit etmeye kalkmışlar. Allah bu aşağılık tuzaklarını bozmuş, müşriklerle iş birliği yapan münafık havarisi Hz. İsa yerine çarmıha gerilmiş, Allah Hz. İsa’yı diri olarak Kendi Katına almıştır.
İlerleyen bölümlerde müşriklerin acımasız, saldırgan, cinayete eğilimli olduklarını gösteren tarihi örnekler anlatılmıştır. Ancak bu aşamada şunu da vurgulamak gerekir. Müşriklerin en çirkin ve ibretlik yönlerinden biri de büyük bir kibir, ukalalık ve bilmişlikle “kendilerinin doğru yolda”, diğer insanların ve salih müminlerin de yanlış yolda olduklarına akılsızca emin olmalarıdır. Allah’ın tertemiz, berrak, sevgi ve sevinç dolu dinine kendi sevgisiz, akılsız, katı ve mantık dışı kurallarını ekleyerek oluşturdukları dini “hak” kendilerini de “doğru yolda” sanmaları saldırganlıklarına dayanak oluşturmaktadır.
Hayır; dediler ki: "GERÇEKTEN ATALARIMIZI BİR ÜMMET ÜZERİNDE BULDUK VE DOĞRUSU BİZ ONLARIN İZLERİ (ESERLERİ) ÜSTÜNDE DOĞRU OLANA (HİDAYETE) YÖNELMİŞ (KİMSE)LERİZ."
İşte böyle, senden önce de (herhangi) bir memlekete bir elçi göndermiş olmayalım, mutlaka onun 'refah içinde şımarıp azan önde gelenleri' (şöyle) demişlerdir: "GERÇEKTEN BİZ, ATALARIMIZI BİR ÜMMET (DİN) ÜZERİNDE BULDUK VE DOĞRUSU BİZ, ONLARIN İZLERİNE (ESERLERİNE) UYMUŞ KİMSELERİZ." (Zuhruf Suresi, 22-23)
İslam tarihi boyunca müşriklerin müminlere eziyetleri çok olmuştur. Genellikle Peygamberimiz (sav)’in İslam’ı ilk tebliğ ettiği dönemlerden Mekke’nin fethine kadar olan dönemde müşriklerin Resulullah (sav)’e ve sahabeye yaptıkları eziyetler, yaşanan savaşlar hemen hemen tüm Müslümanlar tarafından bilinir. Ancak Peygamberimiz (sav)’in vefatının ardından da müşriklerin, Kuran’a ve Peygamberimiz (sav)’e bağlı kalan, halis Kuran talebesi müminlere karşı öfkeleri ve kinleri pek bilinmez. Oysa bu kinleri başta halifeler ve Peygamberimiz (sav)’in mübarek ailesini şehit etmeye kadar varmıştır.
İSLAM TARİHİ ANLATILIRKEN BU ZALİMLİĞİ YAPANLARIN SİYASİ KONUMLARI VEYA TOPLUM NEZDİNDEKİ YERLERİ ANLATILIR, TARİHİ VE SİYASİ GELİŞMELER AÇIKLANIR AMA ASIL OLARAK BU KATLİAMLARI YAPIP MÜBAREK İNSANLARI ŞEHİT EDENLERİN İNANCINA VE İDEOLOJİSİNE HİÇ DEĞİNİLMEZ. HALBUKİ ÖFKELERİNİN DE KAN DÖKMELERİNİN DE ASIL SEBEBİ İNANÇLARI, YANİ İLKEL BİR TUTKUYLA KORUMAK VE MUHAFAZA ETMEK İSTEDİKLERİ MÜŞRİK SİSTEMDİR.
Hz. Adem’in evlatlarından öz kardeşini şehit eden Kabil inkarcı değil, müşriktir. Allah’ın Habil’in iyiliklerini, adaklarını, hayırlı işlerini kabul edip kendisininkini etmemesini bir müşrik hırsıyla ve kibriyle kıskanmış, Allah’ın Habil’e verdiği nimetlere öfke duymuş ve kendi öz kardeşini şehit etmiştir.
Hz. Yusuf’u daha çocuk yaşta olmasına rağmen hiç acımadan kuyuya atarak şehit etmek isteyen, utanmadan sahte delil üreterek (kan sürülmüş gömlek getirip) babalarını da aldatmaya çalışan kardeşleri de inkarcı değildir, Allah adına yeminler ederek konuşan müşriklerdir.
Enfal Suresi’nin 30. ayetin bildirildiği üzere Peygamberimiz (sav)’i, “tutuklamak ya da öldürmek veya sürgün etmek amacıyla, tuzak kuranlar” inkarcılarla, devrin derin devleti Bizans ile işbirliği yapan müşriklerdir.
Hz. Musa’nın yokluğunda Firavun’un sarayında toplanıp Hz. Musa’nın şehit edilmesi için planlar yapanlar da Firavun’un yakın çevresini sarmış olan müşriklerdir.
Şehrin öbür yakasından bir adam koşarak gelip dedi ki: "Ey Musa, ÖNDE GELENLER, SENİ ÖLDÜRMEK KONUSUNDA ARALARINDA GÖRÜŞMEKTEDİRLER, artık sen çık git; gerçekten ben sana öğüt verenlerdenim." (Kasas Suresi, 20)
6. MÜŞRİKLERİN KANLI TARİHİ, ŞEHİT ETTİKLERİ MÜMİNLERPeygamberimiz (sav)’in vefatının hemen ardından müşrikler Peygamberimiz (sav)’in ehli beytini ve halifeleri hedef almaya başlamışlardır. Peygamberimiz (sav) henüz hayatta iken dahi onun Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’e olan sevgisine haset eden, yakışıklı, güçlü, heybetli ve müthiş derin imanlı olmalarına tahammül edemeyen; kadın düşmanı oldukları için Peygamberimiz (sav)’in hanımlara sağladığı özgürlük ve güzelliğe nefret duyan, Peygamberimiz (sav)’in en yakınları olan Hz. Ali, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ebubekir gibi mübarek zatlara fedakarlıkları, yiğitlikleri, bereketleri, cömertlikleri nedeniyle öfke besleyen müşriklerin gözünü adeta kan bürümüştür. Vefatının hemen ardından da cinayet planlarını hayata geçirmeye başlamışlardır. İlk halife Hz. Ebubekir’e hemen hemen yaptığı tüm işlerde karşı çıkmışlar, özellikle de zekat vermeyi kabul etmeyen kesimler olmuştur. Hz. Ebubekir’in vefatının ardından yerine Hz. Ömer halife olmuştur. Resmi kaynaklar Hz. Ebubekir’in hastalanarak vefat etmiş olduğunu söylemektedir. Bazı rivayetler ise zehirlendiğini söyler. Müşriklerin nefreti ve öfkesi göz önünde bulundurulduğunda, zehirlenerek şehit edilmiş olması ihtimali de yüksektir. Hz. Ebubekir’den sonra müşrikler ardı ardına, Kuran’a ve Peygamberimiz (sav)’in anlattığı halis dine sadık kalmak isteyen, müşrik sistemin batıl kurallarına tabi olmayı reddeden salih müminleri şehit etmeye başlamışlardır:
Adaletiyle Tanınan İslam Tarihinin İkinci Halifesi Hz. Ömer Şehit Edildi
Medine’de sabah namazında, müşriklerin görevlendirdiği bir Mecusî köle (Ebu Lü’lüe) Hz. Ömer secdeden kalkarken sırtından gelerek zehirli bir hançerle saldırıp Hz. Ömer’i şehit etti.
Müşriklerle arasında yaşanan en büyük tartışma konularından biri: Kadınların camide namaza gelmesi konusudur. Müşrikler “Atalarımız zamanında kadınlar dışarı çıkmazdı” diyerek kadınların ibadetlerini engellemeye çalışmışlardır. Hz. Ömer ise “Kadınları Allah’ın mescitlerinden menetmeyin” diyerek müşriklerin batıl sistemine değil, Kuran’a ve Peygamberimiz (sav)’in uygulamalarına uyulması gerektiğini belirtmiştir. Müşrikler ısrarla: “Biz istemiyoruz, atalarımızdan böyle bir şey görmedik.” diyerek karşı çıkmaya devam etmişlerdir.
İmam Suyuti’den aktarılan kaynağa göre Hz. Ömer’in bunlara karşı yüksek sesle, keskin bir cevap verdiği bilinmektedir. Kadınları mescidden yani dini yaşamaktan uzak tutmak isteyen müşriklerin tepkileri gittikçe büyümüş, Hz. Ömer’e karşı amansız bir kine ve öfkeye dönüşmüştür. “Biz cahiliye milletiydik; Allah bizi İslam’la izzetlendirdi. Kim atalarının yoluna dönerse zillete döner” diyen Hz. Ömer, Kuran’a ve Peygamberimiz (sav)’in öğrettiği dine bağlılıkta kararlı olduğu için şehit edilmiştir.
Peygamberimiz (Sav)’in En Sevdiği Sahabiden Biri Olan, 3. Halife Hz. Osman Şehit Edildi
Müşrikler Hz. Osman’ın evini önce 40 gün boyunca kuşatma altına almışlar, daha sonra bir sabah namazında evinde Kuran okurken hançer ve kılıçla şehit etmişlerdir.
Hz. Osman Kur’an-ı Kerîm’in mushaf haline getirilmesini sağlayan sahabedir. Bu, müşriklere çok büyük bir darbe olmuştur. Müşriklerin Hz. Osman’a kinlenmelerine sebep olan önemli gelişmelerden biri de bazı kimselerin infak etmek istememeleri, Kuran’da bildirilen ölçüyü esas almayıp, olabilecek en az miktarda infak edecekleri şekilde kendi keyfi yorumlarına göre infak etmek istemeleri olmuştur.
Müşrikler, “Atalarımız ganimetleri şöyle dağıtırdı.” diyerek Allah’ın Kuran’da bildirdiği infak, zekat ve sadaka sistemini değiştirmek istemişlerdir. Hz. Osman ise “Allah’ın kitabında paylar bellidir” diyerek karşı çıkmış bu da müşriklerin öfkelenmesine ve onu şehit etmelerine sebep olmuştur.
Peygamberimiz (sav)’e ilk itaat edenlerden, en yakınlarından olan, 4. Halife Hz. Ali şehit edildi
Sabah namazında, secdeye gitmek için “Allahu Ekber” dediği anda, zehirli bir kılıçla şehit edildi. Kılıç 40 gün boyunca zehirde bekletilmişti, zehri çok güçlüydü.
Hz. Ali ile müşrikler arasındaki en büyük anlaşmazlık da tıpkı Hz. Ömer zamanında olduğu gibi kadınlar konusunda olmuştur. Müşrikler kadınları baskı altına alıp toplum hayatından çıkarmak istemişler, Hz. Ali ise bunun Kuran’da yeri olmadığını savunmuştur.
Bazı müşrikler, “Kadınlar tamamen eve kapanmalı, atalarımız böyle yapardı.” demişlerdir. Hz. Ali ise “Allah’ın Kitabı’nda olmayan bir yasak koyamazsınız” diyerek bu kişileri engellemiştir. Bir süre sonra müşrikler “Kadınlar artık camiye gelmesin” deyince, Hz. Ali “Allah’ın Peygamberi onların gelmesine izin verirdi. Siz haram olanı helal, helal olanı haram kılmaya kalkmayın!” diye cevap vermiştir. (İbn Sa’d, Tabakat) Hz. Ali, kadınların Pazar, çarşı ve kamu alanlarında bulunmasını yasaklamaya çalışan müşriklere de: “Allah’ın Kitabı’nda olmayan bir yasağı kim koyabilir?” diyerek karşı çıkmıştır. (Şerh-i Nehcü’l-Belâğa) Ayrıca Hz. Ali, kadının sosyal haklarını kısıtlamaya çalışan bazı sert kabile reislerini de “Kadını Allah’ın verdiği haklardan mahrum etmeyin” diyerek uyarmıştır.
Peygamberimiz (sav)’in Torunu Hz. Hasan Zehirlenerek Şehit Edildi
Hz. Hasan, müşriklerin altın, para ve Muaviye’nin oğlu ile evlenip geleceğini garanti altına alma vaadiyle yönlendirdikleri eşi tarafından zehirlenerek şehit edilmiştir.
Müşrik ve münafıkların Peygamberimiz (sav)’in ehl-i beytine olan kıskançlıkları ve öfkeleri daha Peygamberimiz (sav) hayattayken dahi biliniyordu. Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in dillere destan yakışıklıkları ve heybetleri, güzel ahlakları, nurları, herkes tarafından çok seviliyor olmaları, hanımlarının güzelliği, neşe ve sevgi dolu hayatları müşriklerin adeta cinnet geçirecek derecede kıskançlıklarına sebep oluyordu. Hatta, Peygamberimiz (sav)’in Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i çok sevmesi, onlara sevgisini ifade edişi hakkında çirkin konuşmalar yapıyorlardı. “Muhammed ailesini bu kadar övüyor, sanki biz yokmuşuz gibi” diyerek hasetlerini dışa vuruyorlardı. (İbn Hibban’ın rivayetleri, Taberî’nin Siyer notları)
Hz. Hasan’ın yakışıklılığı, heybeti ve nuru İslami kaynaklarda şöyle anlatılır:
Hasan, yüz güzelliği bakımından Peygamber’e en çok benzeyendi. Yüzü beyazdı, parlaktı, nur gibi görünürdü. (Ali b. Ebî Tâlib’in tarifi, İbn Sa’d, Tabakât)
Hasan, çok yakışıklı idi; nur yüzlü, siyah gözlü ve beyaz tenliydi. Çehresi çok halim, konuşması tatlıydı. (Belâzurî’nin tarifi, Eşrâf, c.3)
Hasan, yüz olarak Peygamber’e benzerdi; çok yakışıklı, çok zarif, uzun boylu değildi. Yüzü ay gibi parlar, görenler hayran kalırdı. (İbn Kesîr’in tarifi, El-Bidâye ve’n-Nihâye, c.11)
Hasan’ın yüzü, Peygamber’in yüzüne baktığımda gördüğüm güzelliği hatırlatırdı. (Ebu Hureyre'nin rivayeti)
Müşrik ve münafıkların Peygamberimiz (sav)’in soyuna duydukları öfke, kıskançlık ve kin sonunda vahşice bir öfke, saldırganlık ve acımasızlıkla cinayet işlemelerine sebep olmuştur. Hz. Hasan’ı ve sonra da Hz. Hüseyin’i yakışıklı, hayat dolu, çok sevilen ve çok seven, tertemiz, kaliteli, asil, varlıklı insanlar oldukları ve hepsinden önemlisi Kuran talebesi oldukları için şehit etmişlerdir.
Peygamberimiz (sav)’in Torunu Hz. Hüseyin Çölün Ortasında Tüm Yakınlarıyla Birlikte Şehit Edildi
Hz. Hüseyin de Hz. Hasan gibi çok yakışıklı, güzel huylu ve çekiciydi.
Hüseyin siyah büyük gözlü, dalgalı saçlı, parlak yüzlü ve çok yakışıklıydı. (Taberi'nin tarifi)
Hüseyin, heybetli bir güzelliğe sahipti. Sessiz durduğunda yüzünün nurundan dolayı insanlar ona bakmaya kıyamazdı. (Belâzurî’nin tarifi, Eşrâf, c.3)
Hüseyin güzel yüzlüydü, yuvarlak yüzlü idi. Beyaz ile buğday arası tenli, iri gözlü ve çok etkileyici bakışlıydı. (İbn Sa’d’ın tarifi)
İslami kaynaklarda, kendisini şehit edenlerin dahi yakışıklılığına ve asaletine hayran kaldıklarını söyledikleri yazılıdır.
Hz. Hüseyin, yanında ailesi, kadınlar, çocuklar ve 70’e yakın sadık taraftarı olduğu halde su dahi verilmeyerek Kerbela’da kuşatma altına alındı. Önce Hz. Hüseyin’in yakınları tek tek şehit edildi. Sonunda Hz. Hüseyin yalnız kaldı. Oklarla yaralandı, etrafı sarıldı. En sonunda başı kesilerek şehit edildi. Şan ve şerefle, en yüksek makama şehitliğe ulaştı. Ailesinden geri kalanlar ise esir edildi. Hepsi zincire vurularak Kufe’ye, oradan Şam’a götürüldü.
Müşriklerin Hz. Hüseyin ve ailesine yaptıkları vahşet ve acımasızlık tüm insanların müşrikliğin nasıl hastalıklı ve tehlikeli bir ruh olduğunun görülmesi açısından ibret vericidir.
Sonrasında da nesiller boyunca müşriklerin kendi batıl sistemlerine tehdit olarak gördükleri gerçek Kuran Müslümanlarına duydukları nefret, bu nefretle cinayet işlemeleri ve eziyetler yapmaları devam etmiştir. Örneğin;
Hanefi Mezhebinin kurucusu İmam Ebû Hanife müşriklerin dayatmalarını kabul etmediği için hapse atıldı; kırbaçlandı, zindanda zehirlenerek şehit edildi.
Maliki Mezhebinin kurucusu İmam Mâlik b. Enes müşrik düzene muhalif fetva verdiği için kırbaçlandı, ev hapsine alındı, sonrasında şehit oldu.
Hanbeli Mezhebinin kurucusu İmam Ahmed b. Hanbel müşriklerin inançlarına karşı çıktığı için işkence gördü ve bir süre sonra vefat etti. İşkenceler dolayısıyla sağlığını kaybedip vefat ettiği için şehit kabul edilir.
Şafii Mezhebinin kurucusu İmam Şafii müşriklerin yasaklamasına rağmen Yemen’de “Alevîlere destek verdiği” suçlamasıyla Abbasilerce tutuklandı. Bağdat’a zincirle getirildi, sorgulandı, az kalsın idam edilecekti.
İmam Cafer es-Sadık Kuran’a sadık kaldığı, müşrik sisteme boyun eğmediği için Abbâsî halifesi Mansur tarafından zehirletilerek şehit edildi.
İbn Teymiyye dönemin müşriklerine tabi olmayıp onların bid‘at ve zulümlerine karşı fetvalar verdiği için defalarca tutuklandı, Kahire ve Şam’da zindanlarda kaldı, hapiste vefat etti.
Bediüzzaman Said Nursi de bazı bağnaz sözde din adamlarının hedefi olmuş, hatta bir kısmı onun hakkında iftira dolu beyanlarda bulunmuşlardır. Çünkü Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri de müşrikliğe karşı durmuştur. Talebelerine kravat takmalarını, sakallarını kesmelerini, modern bir görünüm içinde olmalarını tavsiye ettiği için hedef gösterilmiştir. İman hakikatlerine dayalı anlatımları, eserlerinin etkisi ve çok sayıda insanın hidayetine vesile olması sebebiyle yaklaşık 30 yıl boyunca hayatı sürgünlerde, gözlem altında, cezaevlerinde geçmiştir.
7. MÜVEKKİL ADNAN OKTAR DA KURAN TALEBESİ OLDUĞU VE MÜŞRİKLİĞİ ELEŞTİRDİĞİ İÇİN KUMPASA MARUZ KALMIŞTIRMüvekkil ve arkadaşları yaşam tarzları ve inançları nedeniyle yargılanmışlardır. Kuran’ın yeterli olduğuna inandıkları, dine eklemeler yapan, dinde olmayan haramlar ve helaller oluşturan müşrik sistemi eleştirdikleri için hedef olmuşlardır. Kuşkusuz müşrik sistemi eleştiren başkaları da olmaktadır. Ancak hiçbiri müvekkil Adnan Oktar’ın oluşturduğu etkiyi oluşturamamakta, neredeyse kimse de bu kişileri hedefe almamaktadır. Çünkü bu kimselerin birçoğu Kuran’ın yeterliliğini savunurken hadislerin tamamını reddetmekte, haşa Peygamberimiz (sav)’e karşı üst perdeden ve saygıya uygun olmayan bir üslup geliştirmekte, bir mürşid edasıyla bir uçtan diğer bir uça savrularak samimiyetten uzaklaşmaktadırlar.
Müvekkil ise samimiyetle, yalnızca Allah’ın rızasını umarak ve İslam’ın ve Müslümanların hayrını düşünerek doğru olanı anlatmaktadır. Hadisleri toptan reddeden bir anlayışı kabul etmemekte, hadisin doğruluğunu anlamak için Kuran’a uygun olup olmadığına bakılması gerektiğini savunmaktadır. Peygamberimiz (sav)’in ahir zamanı haber veren hadislerini ise tahakkuk etmesi yani gerçekleşmesi durumunda doğruluğunu gördüğümüzü anlatmaktadır. Bu son derece dürüst bir yaklaşımdır. Müvekkilin Kuran’ın yeterliliğini savunması karşılığında bir beklentisi yoktur.
Eğer müvekkil birtakım insanlar gibi beklenti içinde olsa, kendisine klasik bir yaşam şekli seçer, haftanın bir iki günü cübbesini giyer, sohbetlere gider, bu sohbetlerde bir iki saat ağır ve ağdalı konuşmalar yapar, uhrevi anlatımlar yapar, birkaç tane menkıbe anlatır, sohbete katılanların “hay ne mübarek insan” demelerini sağlar, sonrasında günlük hayatına devam eden bir yaşam modelini tercih ederdi. Veya ülkemizdeki dindar kesimin büyük bir bölümü gibi Cuma namazlarını kılıp, arada Umreye gidip, oruç tutup, başka hiçbir şeye karışmadan, en büyük tasası çocuklarının okulundan, evlendirilmesinden ibaret bir hayat kurardı. Kuşkusuz bu çok daha kolay ve sorunsuz bir yaşam olurdu.
Müvekkil Adnan Oktar, İslamiyeti geri bırakan tüm sistem ve ideolojileri görmezden gelseydi, Darwinizm’e karşı “evrim mi kaldı” diyerek gözünü kapasaydı, üniversite gençliğine, aydın ve modern çevrelere dini anlatmak için yöntemler bulmasaydı, müşrikliğin sebep olduğu tahribatların tamamını yok sayarak samimi dindar değil ortalı bir muhafazakarlık çizgisinde yaşamayı kabul etseydi, 40 yıldır yaşadığı zorlukların hiçbirini yaşamazdı; akıl hastanesinde yatmaz, emniyette yemeğine kokain katılacak kadar gözü dönmüş komplolar yaşamaz, her gün aleyhinde en olmadık iftiralar atılmaz, defalarca suikaste uğramaz, hapse girmez, tarihte örneği görülmemiş kumpaslara maruz kalmaz, 360 defa müebbet anlamına gelen 8650 yıllık cezalar almazdı.
MÜVEKKİL ADNAN OKTAR,
- MÜŞRİK OLMADIĞI VE MÜŞRİKLİĞİN TÜM TEHLİKELİ YÖNLERİNİ ORTAYA KOYDUĞU,
- MÜŞRİKLİĞİN İKİ YÜZLÜ SAMİMİYETSİZ YAPISINI İFŞA ETTİĞİ,
- ANLATTIKLARINDA SAMİMİ OLDUĞU VE ETKİ OLUŞTURDUĞU,
- HALKIN GENİŞ KESİMLERİNDE KABUL GÖRÜP SEVİLDİĞİ,
- ANLATTIKLARI KURAN’A UYGUN OLDUĞU VE KARŞITLARI KENDİSİNE AYETLE VE HADİSLE CEVAP VEREMEDİKLERİ İÇİN
BASKI ALTINA ALINMAKTA, SUSTURULMAK İSTENMEKTEDİR.
Ana dava dosyasının iddianamesinde uzun uzun müvekkil Adnan Oktar’ın inancının ve yaşam tarzının sanki suçmuş gibi gösterilmeye çalışılması, yargılamalar boyunca müvekkil ve diğer sanıklara sadece inançlarını ve yaşam tarzlarını sorgulayan sorular sorulması da bu gerçeği teyit etmektedir.
Duruşmalar boyunca müvekkil ve arkadaşlarına
Sözde örgütün hangi eylemleri yaptığı,
Güya nasıl para akladığı,
Sözde kimleri nasıl tehdit ettiği ya da baskı altına aldığı gibi suç veya suça dair eylemlerle ilgili sorular değil;
- Kaç vakit namaz kıldıkları
- Neden başörtüsü takmadıkları, başörtüsü takanlara ise neden taktıkları
- Hanım arkadaşlarının neden dekolte giydikleri
- Neden Mehdiyete inandıkları
- Neden müzikli ve danslı ortamlarda bulundukları
- Neden klasik evlilik yapmadıkları
- Neden arkadaşlarıyla birlikte yaşamak istedikleri
- Kendilerini dini cemaat olarak görüp görmedikleri
- Neden ayet ve hadisle konuştukları
- Niçin sık sık inşaAllah ve maşaAllah dedikleri gibi
Baştan sona inançlarını ve yaşam tarzlarını sorgulayan sorular yöneltilmiştir.
8. MEHDİ’NİN EN ŞİDDETLİ KARŞITLARI MÜŞRİKLERDİRPeygamberimiz (sav)’in soyuna öfke ve nefret besleyen müşrikler, Peygamberimiz (sav)’in soyundan olan Hz. Mehdi’ye de düşmandırlar. MEHDİ’Yİ MÜJDELEYENLERDEN ve MEHDİYETİ ANLATANLARDAN DA MÜTHİŞ RAHATSIZ OLURLAR, SUSTURMAK İSTERLER.
Bilindiği üzere, müvekkil Adnan Oktar’a isnat edilen suçların temelinde de Mehdiyet inancı öne sürülmektedir. Müvekkil, önceki dilekçelerinde ve savunmalarında da izah ettiği üzere, Mehdi’nin gelişine Peygamberimiz (sav)’in sözünün hak olduğuna iman ettiği için gönülden inanmakta, Mehdiyeti Peygamberimiz (sav)’in “Mehdi ile müjdelenin” hadisi gereği de anlatıp müjdelemektedir. Mehdi’yi anlatan ve Mehdiyeti savunan herkes tarih boyunca Mehdilik iddia etmekle suçlanmıştır. Mehdi’nin zatına olduğu gibi Mehdi’nin gelişini anlatanlara da müşrikler büyük tepki göstermişlerdir. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin 30 yıla yakın sürgün ve cezaevinde kalmasının ve büyük baskılar görmesinin sebebi de aynıdır.
Müvekkil Adnan Oktar da bir Bediüzzaman Hazretlerin’nin belirttiği gibi, kedisini Mehdi’nin bir öncüsü olarak görmekte, Mehdi’ye zemin hazırlamakta ve bu uğurda çok büyük ilmi çalışmalar yaptığı için de müşrik sistemin hedefi olmaktadır.
O ileride gelecek acib BİR ŞAHSIN (MEHDİ’NİN) BİR HİZMETKARI VE ONA YER HAZIR EDECEK BİR DÜMDARI (ÖNCEDEN GELEN TAKİPÇİSİ) ve O BÜYÜK KUMANDANIN (MEHDİ’NİN) PİŞDAR BİR NEFERİ (ÖNCÜ BİR ASKERİ) olduğumu zannediyorum. (Barla Lahikası, sf. 162)
Mehdi’nin öncüsü olan kişilerin Mehdi ile hem yaşadığı imtihanlar hem de fiziksel ve diğer alametler yönünden arasında bir çok benzerlik olmaktadır. Müvekkil Adnan Oktar’ın hayatının, imtihanlarının, yaşadıklarının, fiziksel özelliklerinin Mehdi ile benzer olması da bu sebeple olağandır.
Peygamberimiz (sav) ahir zamanda gelecek olan Mehdi’nin hurafelere dayanan müşrik sistemi ortadan kaldıracağını müjdelediği için Mehdi’nin gelişi müşrikler için adeta bir tür felakettir. Çünkü Mehdi ile birlikte sistemlerinin yok olup çökeceğini bilmektedirler. Mehdi’nin öncüsü olup o mübarek zata zemin hazırlayanlar da Mehdi gibi müşrik sistemin açmazlarını ortaya koyup, ortadan kalkması için ilmi faaliyet yaparlar.
Peygamberimiz (sav) ahir zamanda bazı sözde din adamlarının yani müşriklerin Deccaliyetle işbirliği yaparak Mehdi’nin karşısında duracaklarını şöyle bildirmiştir:
ÜMMETİMDEN BAŞI SARIKLI YETMİŞ BİN ALİM KİŞİ, DECCALE TABİ OLACAKLAR. (Mevsuatu's sunne, El-kütüb’s-sitte ve Şüruhuha 22, Müsnedu, Ahmed B. Hanbel 3-4, Tunus: Daru Sahnun, 1992. 22.c, sf.224)
Deccal’a, İsfehan Yahudilerinden TAYLESANLI (SARIKLI VE CÜBBELİ) YETMİŞ BİN KİŞİ TABİ’ OLACAKTIR. (Müslim, Et-Tac Ali Nâsıf el-Hüseynî, c.5/s.627)
Doğudan başları tıraşlı kavimler çıkacak; DİLLERİ İLE KUR'ÂN OKUYACAKLAR (FAKAT) BOĞAZLARINDAN AŞAĞI GEÇMEYECEK. Onlar dinden yaydan okun çıktığı gibi çıkacaklar." (Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 6294)
Mehdi dini hurafelerden arındırmak ve müşrikliğin sebep olduğu tahribatları sona erdirmek için Rabbimiz’in ahir zamanda gönderdiği bir nurdur. Müşrikler, Mehdi’nin ve onun öncüsü olan, ona zemin hazırlayan kıymetli kişilerin, dini özüne döndüreceğini, hurafelerden arındıracağını, Kuran’ın yeterliliğini göstereceğini, İslam’ın Peygamberimiz (sav) dönemindeki gibi sade ve temiz bir şekilde yaşanacağını bildiklerinden var güçleriyle Mehdi’nin gelişine de Mehdi’nin öncülerine de karşı olurlar.
Hz. Mehdi’nin dine sonradan sokulan tüm yanlış inanç ve uygulamalardan arındırarak İslam dinini Peygamberimiz (sav) döneminde yaşandığı gibi özüne döndüreceğini haber veren hadislerden biri şöyledir:
HZ. PEYGAMBER (SAV) EN BAŞTA İSLAM’I NASIL AYAKTA TUTTUYSA, HZ. MEHDİ (AS) DA EN SONUNDA AYNI ŞEKİLDE İSLAM’I AYAKTA TUTACAKTIR. (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 27)
Resulullah (sav) şöyle buyuruyor: “AHİR ZAMANDA ÜMMETİM İÇİN EHL-İ BEYT’İMDEN BİR ADİL (MEHDİ) VARDIR. (MEHDİ VE TALEBELERİ) ONLAR, SAPITANLARIN TAHRİFLERİNİ, BATIL EHLİNİN BATILINI, CAHİLLERİN YORUMUNU BU DİNDEN UZAKLAŞTIRIRLAR, duyun ki doğrusu sizin imamlarınız sizi Allah’a götüren elçilerdir, öyleyse iyi bakın ki sizin elçileriniz kimlerdir.” (Savaik’ul Muhrika, İbn-i Hacer, s. 148, Muhammediyye mat. Ve s. 90, Meymeniye mat. Mısır. / Yenabi’ul Mevedde, Kunduzi Hanefi, s. 226, 326, 327, Haydariye mat. S. 191, 271, 273 ve 297, İstanbul. / Zehair’ül Ukba, Muhibbiddin Taberi Şafii, s.17)
Hadislerde Mehdi’nin tüm mezhepleri ortadan kaldırarak dini özüne döndüreceği de müjdelenmiştir:
... MEHDİ (A.S.), DİNİ PEYGAMBER (S.A.V.)’İN ZAMANINDA OLDUĞU GİBİ AYNEN UYGULAYACAK. YERYÜZÜNDEN MEZHEPLERİ KALDIRACAK. HALİS HAKİKİ DİNDEN BAŞKA HİÇBİR MEZHEP KALMAYACAK. (Muhammed B. Resul El Hüseyin El Berzenci, Kıyamet Alametleri, s. 186-187)
Müşrikler Peygamber Efendimiz (sav) zamanında olduğu gibi Hz. Mehdi’nin dini kolaylaştırmasına, özüne döndürmesine müthiş öfkelenecekler “Bizim dinimizi öldürdü. Dini değiştirdi, dini kolaylaştırdı” diyerek ona karşı çıkacaklardır.
Büyük İslam mütefekkiri İmam Rabbani bu konuyu şöyle açıklamıştır:
Geleceği vaad edilen Hz. Mehdi dinin tervicini (değerini artırmayı), sünnetin ihyasını (yeniden canlandırmasını) murad ettiği (istediği) zaman; bid'at ehl-i ile ameli adet edinen, hasene zannı ile dini karıştıran (dinin aslında, özünde olmayan şeyleri, dinin emri olduğunu zanneden bazı insanlar) hayretle söyle diyecektir: BU KİMSE (HZ. MEHDİ) DİNİMİZİ KALDIRMAK VE ŞERİATIMIZI İZALE (MAHVETMEK) İSTİYOR. (Mektubat-i Rabbani, 1/535)
Muhyiddin Arabi Hazretleri ise müşriklerin Mehdi’ye karşıtlığını şöyle anlatmıştır:
Onun (Hz. Mehdi (a.s.)'nin) döneminde din tamamen rey'den arınmış olarak eski hüviyetini kazanacaktır. VERECEĞİ BİRÇOK HÜKÜMLERDE ULEMANIN MEZHEPLERİNE MUHALEFET EDECEKTİR. BUNDAN DOLAYI ONDAN (MEHDİ’DEN) UZAK DURACAKLARDIR. Zira zanlarına göre, gerçekten Allah imamlarından sonra bir müçtehid bırakmadığını kabulleneceklerdir... (Muhyiddin Arabi, "Futuhat-El Mekkiye", 66. bab, c. 3, s. 327- 328)
Hatta Mehdi’ye kendi batıl sistemlerini ortadan kaldıracağı için öyle bir nefret ve öfke duyacaklardır ki güçleri yetse ve ellerinde olsa öldürülmesi yani şehit edilmesi için fetva vereceklerdir. Bu nefret ve öfkeleri Mehdi’nin öncülerine ve Mehdiyeti anlatanlara karşı da olacaktır.
… Mehdi, dini Peygamberin (sav) zamanında olduğu gibi aynen tatbik edecek. Yeryüzünden mezhepleri kaldıracak. Halis ve hakiki dinden başka hiçbir mezhep kalmayacak. ONUN (MEHDİ’NİN) DÜŞMANLARI İÇTİHAD ALİMLERİNİN TAKLİD EDENLERİ OLACAK. Çünkü onlar Mehdi’nin mezhep imamlarının tersine hükmettiğini gördüklerinde bundan HOŞLANMAYACAKLAR, FAKAT KARŞI DA GELEMEYECEKLER...
ONUN (MEHDİ’NİN) AÇIK DÜŞMANLARI FUKAHA (FIKIH ALİMLERİ) OLACAK. ÇÜNKÜ HALK ARASINDA BİR İMTİYAZLARI KALMAYACAK. HATTA AHKAM HUSUSUNDA İLİMLERİ DE AZALACAK. Bu imamın (Mehdi’nin) gelişiyle alimlerin hükümlerdeki anlaşmazlıkları da giderilecek... ŞAYET ELİNDE KILINÇ (İLİM) OLMASAYDI FAKİHLER ONUN (MEHDİ’NİN) ÖLÜMÜNE FETVA VERİRLERDİ…. Ondan (Mehdi’den) hem korkacaklar hem de bir şeyler umacaklar. KALBEN ONDAN (HZ. MEHDİ (A.S.)’DEN) NEFRET EDECEKLER. FAKAT BUNA RAĞMEN İSTER İSTEMEZ HÜKMÜNÜ KABUL EDECEKLER.
Müşriklerin Mehdi’ye karşı duracaklarını anlatan diğer bazı hadisler de şöyledir:
Beni Haşim bir genç (Mehdi) çıkacak. İnsanları dine çağıracak. Araplara da tebliğ yapacak. ONUN (MEHDİ’nin) KARŞITLARI ÇOĞUNLUKLA ALİMLER OLACAK. YAZILMIŞ RİVAYETLER VE AKTARILMIŞ SÖZLERE RAĞMEN, ONLAR ANCAK KENDİ BENCİL ARZULARINI ANLATACAKLAR. EĞER GERÇEĞİN ÖZÜ ONLARIN HEVESLERİNE VE ARZULARINA AYKIRI DÜŞERSE, O ZAMAN SÖYLEYENİ İMANSIZLIKLA SUÇLARLAR VE DERLER Kİ: “BUNLAR ÖNCEKİ İMAMLARIMIZIN ANLATTIKLARINA MUHALİFTİR, DEĞİŞMEZ KANUNUMUZDA BU YOKTUR. (Beheyullah: Kitab-ı İkan, s. 241-243)
Sonuç olarak
Müşriklik insanların aklını bulandıran, din ahlakını yaşamaya engel olan bir sistemdir. Tarih boyunca müşriklerin insanlar üzerinde yaptığı tahribat dinsiz ve inkarcıların yaptığı tahribattan çok daha şiddetli olmuştur. Çünkü müşrikler Allah’ın emrettiği din ahlakını haşa beğenmedikleri için kibirli bir cahillik içinde, katı, anlayışsız ve sevgisizdirler. Her şeye nefret ve öfke ile yaklaşırlar. Makul konuşmaya, dinin gerçek hükümlerini anlamaya ve yaşamaya açık değillerdir. Kendilerince din adına ortaya çıktıkları için, tavır ve üsluplarıyla insanların dinden soğumasına sebep olurlar.
Müvekkil bu tehlikeyi gördüğü için, bazı kesimlerden alacağı tepkiyi ve gösterecekleri reaksiyonu bildiği halde, İslam’ın ve Müslümanların hayrı için müşrik sistemin yanlışlarını ortaya koymuş ve taviz vermeden Kuran Müslümanlığını anlatmıştır. Bunu yaparken de başta Diyanet olmak üzere tüm kesimlere, “Eğer anlattıklarımda yanlış olan bir yön varsa bunu ayetler ve hadislerle ortaya koyun, bana ayetler ve hadislerle cevap verin, seve seve yanlışımı kabul ederim” demiştir. Ancak bugüne kadar hiç kimse müvekkil Adnan Oktar’a anlattığı modern, aydın, sevgi dolu Kuran Müslümanlığının yanlış olduğunu gösterebilecek bir delil getirememiştir.
Müvekkil dini, dinin özü ve gerçeği olan Kuran’a ve Peygamberimiz (sav) dönemindeki uygulamasına göre yaşamaktadır. Bu müvekkilin kendi şahsi yorumu değildir. Kuran’ın yeterli olduğunu Allah bildirmiştir. Peygamberimiz (sav) de Furkan Suresi’nin 30. Ayetinde bildirildiği üzere kavminden tek bir şikayeti olarak Kuran’ı terk etmeleri olduğunu söylemektedir:
Ve elçi dedi ki: "Rabbim gerçekten BENİM KAVMİM, BU KUR'AN'I TERK EDİLMİŞ (BİR KİTAP) OLARAK BIRAKTILAR." (Furkan Suresi, 30)
Yukarıda da örnekleriyle anlattığımız üzere, Peygamberimiz (sav)’in vefatının hemen ardından, Kuran’a ve Peygamberimiz (sav)’in öğrettiği dine sadık kalmak isteyen salih müminler, dini atalarından öğrendikleri batıl sisteme göre yaşamak isteyen müşriklerin baskısına maruz kalmıştır. Tutuklanmış, sürgün edilmişlerdir. Müşrik sistemin Kuran’a bağlı kalmak isteyen müminlere karşı nefret ve öfkesi onları şehit etmeye kadar varmıştır. Tarih boyunca süregelen bu nefret, müvekkil Adnan Oktar’a kurulan kumpasın da temelini oluşturmaktadır.
Saygılarımızla bilgilerinize arz ederiz. 14.12.2025