İSTANBUL 1 AĞIR CEZA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI’NA

DOSYA NO : 2024/74 E

SUNAN : Adnan Oktar

MÜDAFİ : Av. Mert Zorlu

KONU : Müvekkil hakkındaki isnatların Mehdiyet inancı üzerine kurulması, Mehdiyet inancının yanlış yorumlanmasından ve İslam inancındaki yerinin anlaşılmamasından kaynaklanmaktadır. Müvekkilin Mehdiyetle ilgili anlatımları yüzlerce yıllık, güvenilir İslami eserlerde yer alan hadislere ve bilgilere dayanmaktadır. 2018’den bu yana yaptığı araştırmalar neticesinde birçok yeni hadis ve alametle karşılaşmakta ve inancını ifade etme hakkı kapsamında dile getirmektedir. Bunlardan biri aşağıda bilginize arz edilmiştir.

AÇIKLAMALAR:

Huzurdaki iddianamede sözde örgütün ideolojisi ve amacı ana dava dosyası iddianamesinden kopyalanmak suretiyle belirlenmiştir. Buna göre Mehdilik inancı sözde örgütün amaç suçu olarak tespit edilmiştir. Bu tespitin ilgili kanun maddesine (TCK 220) ve anayasanın koruması altında olan inanç ve ifade özgürlüğüne muhalif olduğu, ünlü ceza hukukçularının da ortak kanaati ve mütalaasıdır.

Müvekkilin konuyla ilgili beyanları şu şekildedir:

Hayatının hiçbir döneminde Mehdilik iddia etmediğini ve hiçbir zaman da etmeyeceğini yemin ederek defalarca açıklamış olan müvekkil Adnan Oktar’a “Mehdilik iddia ediyorsun” isnadının yapılmasının temelinde, hadislerde anlatılan olayların ve Mehdi’nin fiziksel alametlerinin müvekkilin hayatıyla ve görünümüyle çok büyük bir benzerlik göstermesi bulunmaktadır. Oysa müvekkilin de çok kere açıkladığı üzere benzerlik Mehdilik için yeterli bir husus olmadığı gibi, Mehdilik iddia değil ispat makamıdır. Müvekkil Adnan Oktar, Bediüzzaman Hazretleri’nin aşağıdaki sözünde yer aldığı gibi- kendisini Mehdi’nin bir öncüsü olarak görmektedir:

O ileride gelecek acib BİR ŞAHSIN (MEHDİ’NİN) BİR HİZMETKARI VE ONA YER HAZIR EDECEK BİR DÜMDARI (ÖNCEDEN GELEN TAKİPÇİSİ) ve O BÜYÜK KUMANDANIN (MEHDİ’NİN) PİŞDAR BİR NEFERİ (ÖNCÜ BİR ASKERİ) olduğumu zannediyorum. (Barla Lahikası, sf. 162)

Mehdi’nin öncüsü olan kişilerin Mehdi ile hem yaşadığı imtihanlar hem de fiziksel ve diğer alametler yönünden arasında birçok benzerlik olmaktadır. Müvekkil Adnan Oktar’ın hayatının, imtihanlarının, yaşadıklarının, fiziksel özelliklerinin Mehdi ile benzer olması da bu sebeple olağandır. Ancak müvekkilin tüm bu açıklamaları bazı çevreler için yeterli olmamakta, ısrarla “Mehdilik iddia ediyor” söylemi gündemde tutulmakta, üstelik böyle gerçek dışı bir itham üzerine sözde suç örgütü kurgusu bina edilmektedir.

Müvekkil Peygamberimiz (sav)’in hadisleri ve büyük alimlerin açıklamaları doğrultusunda Mehdiyeti önemli görmekte, anlatmakta ve konuyla ilgili araştırmalar yapmaktadır. Cezaevinde olması sayesinde son 8 yılda hem daha kapsamlı araştırma yapmaya geniş vakit bulmuş hem de bu dönem birçok hadis ve alametin manasının daha iyi anlaşılmasına vesile olmuştur. Bu gelişme de kumpas kurarak müvekkile kendilerince zarar vereceklerini sananların vesile olduğu sayısız hayır ve güzellikten biri olmuştur.

Müvekkilin yaptığı araştırmalarda yeni karşılaştığı bilgilerden biri de “Bihârü’l-Envâr” olarak bilinen “Bihârü’l-Envâr el-Câmiatü li-Düreri Ahbâri’l-Eimmeti’l-Athâr” isimli yüzlerce yıllık kadim ve güvenilir eserde geçen bilgilerdir. Allâme Muhammed Bâkır el-Meclisî tarafından derlenip yazılmış olan, Mehdiyet ve Ahir zaman konularındaki en temel eserlerden biri olan Bihârü’l-Envâr 110 ciltlik dev bir eserdir. Eserin 51. Cildinde şu bölüm yer almaktadır:

Şu bilinmeli ki mülk (saltanat) geçicidir

Ancak Allah’ın nasip ettiği cömertlik ve iyilik sahibinin mülkü hariç

HATTA (MÜLK) SAHİBİ ADNAN DOĞDUĞUNDA

Ki, O Haşim(oğulları)ndan evlattır.

Allah O’na ayetlerin/alametlerin kaynağını bahşeder

Yaratılış siyah ve beyaza (gönderilmiş)

Bütün dünya halkının dizginleri O’nda toplanır.

Bütün kutup (veliler) ve vasilerin (imamların) anahtarı O’na aittir. (Biharul Envar 51. Cild, S. 93 ve 94)

Hadis alimi Allâme Muhammed Bâkır el-Meclisî tarafından 17. yüzyılın ikinci yarısında yazılmış olan Bihârü’l-Envâr adlı eser

Bilindiği üzere; Peygamberimiz (Sav), Soyu Adnanidir, Yani Resulullah (Sav)’in Soyadı Adnan’dır. Peygamberimiz (sav)’in şeceresi yirmi birinci kuşaktan dedesi olan ADNAN İLE BAŞLAMAKTADIR. Bu sebeple Hz. Peygamber (sav)’in soyunun mensup olduğu kavme de Adnaniler denilmektedir. Peygamber Efendimiz (sav) de Adnanidir. Bütün İslami kaynaklarda kesinliği kabul edilen soy şeceresinde Peygamberimiz (sav)’in ilk bilinen soy ismi Adnan’dır.

“İbn İshak’a göre İsmail’in, Hz. Muhammed (sav)’e kadar soyu şöyledir: Nabit, Yeşcub, Yarub, Teyrah, Nahor, Mukavvem, Uded, ADNAN. Peygamber (sav), Adnan’da durur ötesini anmazdı…”

Hz. Ali ise, Peygamberimiz (sav)’e “MUSTAFA ADNAN” olarak hitap ederdi, yani soyadı olarak ADNAN’ı kullanırdı.

Bundan dolayı iki isim sahibi oldum. Bir de künye ki daha önce hiç duymamıştım. Ebu Turab ki bana bu künyeyi vermişti: HÂDÎ OLAN MUSTAFA (ASM) ADNAN PEYGAMBER… (Kaside‐İ Ercûze, İmam Ali, İhramcızâde Hacı İsmail Hakkı ALTUNTAŞ, s.18)

Dikkat edilirse Hz. Ali, Peygamber Efendimiz (sav)’e soyadıyla hitap etmektedir. Mustafa Adnan Peygamber derken Adı Mustafa, soyadı Adnan demektedir.

PEYGAMBERİMİZ (SAV)’İN MÜBAREK ŞECERESİ

Hz. Mehdi’nin Adı Peygamberimiz (Sav)’in Adına (Soyuna) Muvafık (Benzer) Olacaktır

Hadislerde Hz. Mehdi (as)'ın isminin Peygamberimiz (sav)'in ismine, Hz. Mehdi (as)'ın babasının adının da Peygamberimiz (sav)'in babasının adına uygun olacağı belirtilmiştir:

Ebu Davud ile Tirmizi'nin İbni Mesut (ra)'dan nakil ettiklerine göre, Allah'ın Resulü (sav) şöyle buyurmuştur: "Onun (Mehdi’nin) ismi ismime, babasının ismi de babamın ismine muvafık olacaktır..." (Muhammed B. Resul Al-Hüseyni El Berzenci, Kıyamet Alametleri, s.159-160)

 

Ebu Hureyre (ra)'dan rivayete göre, Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: "Dünya hayatından sadece bir gün kalmış olsa bile, benim Ehl-i Beyt'imden İSMİ İSMİME UYGUN OLAN BİR ZAT (Mehdi) gelinceye kadar Allah o günü muhakkak uzatır." (Ahmed b. Hanbel "Müsned" inde tahric etmiştir.)

 

Abdullah b. Ömer (ra)'dan rivayete göre; Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: "Benim Ehl-i Beyt'imden ismi, ismime uygun olan bir zat (Mehdi) bütün Araplar üzerine hakimiyet kuruncuya kadar dünya (yok olup) gitmez." (Sünen-i Tırmizi Tercemesi, Hadis No: 2331)

 

“Dünya hayatından sadece bir gün kalmış olsa bile, benim Ehl-i Beyt'imden ismi ismime uygun olan bir adam (Mehdi’yi) gönderinceye kadar Allah o günü muhakkak uzatır. O, daha önce zulüm ve eziyet ile doldurulmuş olan dünyayı hak ve adaletle dolduracaktır.” -Tirmizi, Ebu Davud, Nesai, Beyhaki ve Ebu Amr Ed-Dâni tahric etmişlerdir.-

Yine Abdullah b. Ömer (r.a.)'dan başka bir rivayete göre şöyle buyurmuştur:

Benim Ehl-i Beyt'imden ismi ismime uygun olan bir zat (Mehdi) (yeryüzünde) hakimiyet kuruncuya kadar dünya (yok olup) gitmez. O, daha önce zulüm ve eziyet ile doldurulmuş olan dünyayı hak ve adaletle dolduracaktır.” -Ebu’l Kasım Taberâni “El- Mu’cemu’s-sagir” eserinde tahric etmiştir.

Görüldüğü gibi Peygamberimiz (sav), Mehdi için "ADI ADIMA UYGUN DÜŞER" demektedir, "AYNISIDIR" dememektedir. Aynı şekilde "BABASININ ADI DA BENİM BABAMIN ADINA UYGUN DÜŞER" demektedir.

Yukarıda izah ettiğimiz üzere Peygamber Efendimiz (sav) Adnanidir. Soy şeceresinde Peygamberimiz (sav)’in ilk bilinen soy ismi Adnan’dır. Hz. Ali de bu sebeple kendisine Mustafa Adnan diye hitap etmektedir. Hadiste geçen “adı adıma uygun, babasının adı da babamın adına uygun” sözünde kastedilen gerçek de böylece anlaşılmaktadır.

Bilindiği üzere eski dönemlerde insanlara hitap edilirken soyadı kavramı yoktu. Bir kişiye hitap edilirken falanca oğlu veya kızı denirdi. Ancak günümüzde soyadı ile hitap vardır. Bugün örneğin Sayın Cumhurbaşkanı’na nasıl Sayın Erdoğan, eşi hanımefendiye Sayın Erdoğan, merhum babasına Sayın Erdoğan diye soyadıyla hitap ediliyorsa, Sayın Bahçeli, Sayın Özel, Sayın Demirel deniyorsa Peygamberimiz (sav) de bugün yaşamış olsa kendisine Sayın Adnan diye hitap edilecekti. Çocuklarına da Sayın Adnan, babasına da Sayın Adnan diye hitap edilecekti.

Şunu bir kez daha ifade etmek gerekir ki bu isim benzerliği bir iddia ya da ispat konusu değildir. Zira milyonlarca seyyidin hepsi Adnani’dir, hepsi Peygamberimiz (sav) ile aynı soyadını taşımaktadır. Müvekkil adını kendi seçmemiştir. Kaderde Allah’ın ona bu ismi vermiş olması, kendisini Mehdi’nin öncüsü olarak gören, Mehdi’nin talebesi olmak için azmetmiş ve tüm gücüyle o mübarek zata zemin hazırlamak için gayret etmiş bir insan olarak çok hoş ve güzel bir tevafuktur. Bu gibi tevafukların olması bir kişinin Mehdiyeti anlatması için engel değildir. Kaldı ki daha önce de izah ettiğimiz üzere, Mehdiyeti anlatmak, yani müvekkilin inancını ve düşüncesini dile getirmesi kanunen suç da değildir. Tam tersine anayasanın tüm vatandaşlarına eşit olarak verdiği bir haktır.

Saygılarımızla bilgilerinize arz ederiz. 31.12.2025

Daha yeni Daha eski