İSTANBUL 1. AĞIR CEZA MAHKEMESİ’NE

DOSYA NO   : 2024/60 E.

SUNAN    : Adnan Oktar

MÜDAFİİ   : Av. Mert Zorlu

KONU    : Müvekkil Adnan Oktar, toplum genelinde ve özellikle de gençler arasında, hayatın en temel değerlerinden biri olan saygı anlayışının öneminin ve değerinin yeterince idrak edilemediğine dikkat çekmekte; bu konuda belirgin bir duyarsızlık ve eksiklik olduğunu ifade etmektedir. Sevgi kadar vazgeçilmez bir kavram olan saygının, doğru biçimde anlaşılması ve hayata yansıtılmasının önemini vurgulamakta; bu değerin yeniden kazanılmasının gerekliliğine işaret etmektedir.

Müvekkilin bu konudaki tespit ve değerlendirmeleri; Kuran ayetleri, Peygamber Efendimiz (sav)’in hadisleri ile Tevrat ve İncil’de yer alan benzer uyarılar ışığında Sayın Mahkemenizin takdirine sunulmaktadır.

AÇIKLAMALAR :

Müvekkil Adnan Oktar, insanın toplumsal yaşamındaki tüm ilişkilerinde saygı konusunun hayati bir önem taşıdığını, ancak günümüzde bu değerin toplumun belirgin bir bölümünde gereği gibi anlaşılıp hayata geçirilemediğini ifade etmektedir. Saygı eksikliğinin, sevginin yaşanmasının önündeki en büyük engellerden biri olduğuna dikkat çekmekte; bu nedenle de saygının, tüm toplum tarafından doğru şekilde anlaşılmasının ve özellikle gençlerin bu konuda bilinçlendirilmesinin son derece önemli olduğunu belirtmektedir.

Müvekkil konuyla ilgili şu önemli hususların üzerinde durmaktadır:

Saygının Anlamı ve Hayatımızdaki Yeri

Saygı, insanın hem kendisiyle hem de çevresiyle kurduğu ilişkinin temelini oluşturan, toplumsal yaşamın vazgeçilmez ahlaki değerlerinden biridir. İnsan ilişkilerinde güveni, inceliği, nezaketi ve karşılıklı değer duygusunu besleyen bu kavram; yalnızca kurallara uymayı ya da biçimsel davranış kalıplarını değil, karşısındaki insanın varlığını olduğu gibi kabul etmeyi, emeğine kıymet vermeyi ve kişisel sınırlarını gözetmeyi ifade eder. Bu yönüyle saygı, insanlar arasında geçici ve yüzeysel bağlar yerine; sevgiye, dostluğa, yakınlığa ve güvene dayalı ilişkilerin kurulabilmesi için mutlaka var olması gereken temel bir ahlak özelliğidir.

Ancak saygı çoğu zaman yanlış biçimde ele alınmakta ya da yalnızca yüzeysel davranış kalıplarına indirgenmektedir. Oysa gerçek saygı; kişinin kendi aleyhine dahi olsa başkasının hakkına özen göstermesini, karşısındakini incitmemeye dikkat etmesini, söz ve davranışlarında ölçülü olmasını ve başkalarının hayatını zorlaştırmak yerine kolaylaştırmayı gözetmesini içerir.

Saygı, insanın karşısındakini rahatsız etmekten bilinçli olarak kaçınması, onu incitmeyen, önemseyen, ona kendini değerli hissettiren, onore eden bir dil ve tutum benimsemesiyle anlam kazanır.

Bununla birlikte saygı, samimiyet temeline dayanmayan bir davranış haline geldiğinde gerçek anlamını yitirmektedir. Zorunluluktan, alışkanlıktan ya da yalnızca dışarıdan doğru görünmek amacıyla sergilenen kalıplaşmış tavırlar, gerçek saygıyı yansıtmaz. İnsan, karşısındaki kişinin gerçekten değerli olduğuna kalben inanmadıkça; gösterdiği saygı da içtenlikten uzak, şekilsel ve geçici bir davranış olarak kalmaktadır. Bu durum ise saygının, insanlar arasındaki karşılıklı değer duygusunu besleyen bir ahlak anlayışı olmaktan çıkmasına ve yalnızca görünürde var olan bir tavra dönüşmesine neden olmaktadır.

Saygı Ne Değildir?

Saygı, çoğu zaman yanlış biçimde; sessizlik, soğukluk, mesafeli olmak, geri durmak, az konuşmak ya da kendini tamamen geri çekmek olarak algılanmaktadır. Oysa saygı, bir insanın iradesini yok sayması, kendisini ifade etmekten vazgeçmesi ya da karşısındakinin her tutumuna kayıtsız şartsız boyun eğmesi anlamına gelmez. Bu tür yaklaşımlar, saygıdan ziyade çekingenlik, korku ya da iletişimsizliktir.

Aynı şekilde saygı; yalnızca belirli ortamlarda sergilenen, duruma göre takınılan “geçici bir tutum” da değildir.

Gerçek saygı, kişinin davranışlarına “süreklilik kazandıran bir ahlak anlayışı”dır. Bu anlayış, insanın yalnızca kendisinden güçlü olana değil; her bireye, her koşulda, ahlak ve vicdan anlayışından dolayı özen göstermesini gerektirir.

Saygının bu yönü göz ardı edildiğinde, bu kavram içi boşaltılmış bir görünüm kazanmakta ve gerçek anlamından uzaklaşmaktadır. Bu durum ise insanlar arasındaki ilişkilerde samimiyeti zedelemekte, sevgi bağlarını zayıflatmaktadır.

Peygamber Efendimiz (sav) de, Müslüman ahlakını tarif ederken: “Mümin, insanlara eziyet etmeyen kimsedir.” (Tirmizî, Îmân, 12) buyurmuş; bu sözleriyle gerçek saygının korku, suskunluk ya da geri çekilme değil, karşısındakini incitmemek olduğunu açıkça ortaya koymuştur.

Saygının Şekle ve Kalıplara İndirgenmesi

Günümüzde saygı kavramı, çoğu zaman özüyle değil, yalnızca dışa yansıyan bazı davranış biçimleriyle tanımlanmaktadır. Sessiz durmak, geri planda kalmak, belli beden hareketlerini zorunlu görmek ya da belirli kalıplara uymayı saygı olarak kabul etmek, bu yanlış yaklaşımın en belirgin örnekleridir. Oysa bu tür tavırlar, gerçek saygıyı yansıtmaktan uzak olduğu gibi, saygının anlamını da daraltmaktadır.

Saygının yalnızca şekle indirgenmesi, insanın gerçek duygu ve düşüncelerini göz ardı eden yüzeysel bir anlayışı beraberinde getirmektedir. Bu durum, saygının içten gelen değerli yönünü zayıflatmakta; davranışları samimiyetten uzak, mekanik bir görünüme büründürmektedir. Böyle bir yaklaşım ise samimi iletişim kurmayı zorlaştırmakta ve insan ilişkilerinde mesafeli, soğuk bir atmosfer oluşturmaktadır.

Gerçek saygı; biçimsel kurallarla değil, kişinin karşısındaki insana verdiği değerle, gösterdiği özenle ve sergilediği tutarlı tavırlarla ortaya çıkar. Bu anlayışın gözden kaçırılması, saygının yalnızca görünürde var olan bir davranışa dönüşmesine neden olmakta; sevgi, güven ve samimiyet gibi en değerli duyguların da zedelenmesine yol açmaktadır.

Saygı ve Sevgi: Birbirinden Ayrılamaz İki Önemli Değerdir

Saygı ve sevgi, insan ilişkilerinde birbirini tamamlayan iki temel değerdir. Bu iki özellikten biri eksik olduğunda, insan ilişkilerinin sağlıklı ve kalıcı olması mümkün değildir. Sevgi, insanlar arasında kalbi bir yakınlık oluştururken; saygı, bu yakınlığın korunmasını ve zarar görmeden devam edebilmesini sağlar.

Saygının bulunmadığı bir ortamda sevgi zamanla yıpranır ve anlamını kaybeder. Çünkü saygı, sevginin sınırlarını belirleyen, onu incitici ve yıkıcı hale gelmekten koruyan temel bir anlayıştır. Karşısındakini önemsemeyen, onun sınırlarını gözetmeyen ya da değerini göz ardı eden bir yaklaşımın, gerçek anlamda sevgiyle bağdaşması mümkün değildir.

Bu ahlak anlayışı Tevrat’ta, “Kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma.” (Levililer, 19:18) ifadesiyle; İncil’de ise, “İnsanların size nasıl davranmasını istiyorsanız, siz de onlara öyle davranın.” (Luka, 6:31; ayrıca bkz. Matta, 7:12) sözüyle dile getirilmiştir.

Kuran’da ise aynı ilke, “İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel olanla sav.” (Fussilet Suresi, 34) ayetiyle ifade edilerek, sevgi ve saygının karşılıklı gözetme ve incitmeme temeline dayandığı açıkça ortaya konulmuştur. Bu bakış açısı, saygının sevginin vazgeçilmez ön şartı ve tamamlayıcısı olduğunu göstermektedir.

Bu nedenle saygı ile beslenmeyen bir sevgi anlayışı, gerçek ve kalıcı ilişkiler kurmak yerine yüzeysel, zayıf, kırılgan ve geçici bağlar oluşturmaktadır. İnsanlar arasında güçlü, samimi ve kalıcı ilişkilerin kurulabilmesi için bu iki değerin birlikte var olması büyük önem taşımaktadır.

Toplumda Saygı Eksikliğinin Temel Sebepleri

Toplumun çeşitli kesimlerinde gözlemlenen saygı eksikliği, tek bir nedene dayanmayan; psikolojik, kültürel ve sosyal birçok konunun iç içe geçtiği bir durumdur. Günümüzde kendini olduğundan farklı göstermeye çalışma veya daha önemli ve üstün görünme çabası, imaja verilen aşırı önemin ve yüzeysel başarı ölçütlerinin öne çıkması, insan ilişkilerinde incelik, nezaket ve karşılıklı değer verme gibi erdemlerin geri planda kalmasına yol açmaktadır.

Saygının, insanı yücelten çok önemli bir ahlaki değer olduğu gerçeği zamanla unutulmakta; bunun yerine güç, üstünlük, mesafe koyma ve duygusal soğukluk gibi tavırlar yanlış biçimde “itibar” göstergesi olarak algılanabilmektedir. Bu durum, saygının gerçek anlamıyla bağdaşmayan davranışların normalleştirilmesine ve insan ilişkilerinde samimiyetin azalmasına, insani sıcaklığın kaybolmasına, mesafe artışına, donuklaşmaya ve yüzeyselleşmeye neden olmaktadır.

Gençler Arasında Saygı Algısı Neden Zayıfladı?

Gençler arasında dikkati çeken saygı eksikliği, çoğu zaman bilinçli bir tercih değil; yanlış yönlendirilmiş algıların ve eksik ahlaki kavrayışın bir sonucudur. Özellikle bazı gençlerde görülen yüzeysellik, gösteriş merakı, aşırı gurur, büyüklük hissi ve kibir gibi tavırlar; saygıyı zayıflık, alçakgönüllülüğü ise değersizlik olarak görme eğilimine neden olmaktadır.

—KOVULMUŞ ŞEYTANDAN RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH’A SIĞINIRIZ—

Oysa ki Kuran’da kibir ve üstünlük taslama şu şekilde eleştirilmiştir: “Yeryüzünde böbürlenerek yürümeyin.” (İsra Suresi, 37). Bu uyarı, saygının ancak tevazu ve incelikle mümkün olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Ancak bu yanlış bakış açısıyla hareket eden bazı gençler, bulundukları çevrelerde mesafeli, soğuk ve ilgisiz tavırların daha “havalı”, daha “güçlü” ve daha “itibarlı” olduğuna inanmakta; kibar, ince düşünceli, alçakgönüllü ve saygılı davranışların ise kendilerine vermek istedikleri gösterişli imajı zedeleyeceğini düşünmektedir. Bu nedenle, insanlara değer veren bir tavır sergilediklerinde, arkadaş çevrelerinde geri planda kalacakları, itibar kaybına uğrayacakları ya da ciddiye alınmayacakları kaygısını taşımaktadırlar.

Oysa gerçekte durum bunun tam tersidir. İnsan ilişkilerinde samimiyet, nezaket, ölçülülük ve karşısındakini önemseyen, değer veren tavırlar; kişiye her zaman daha fazla saygı, güven ve sevgi kazandırmaktadır. Bu erdemleri taşıyan insanlar, yalnızca kısa vadeli bir “imaj” değil, kalıcı bir saygı, güven ve değer kazanmakta; güçlü sosyal bağlar inşa etmektedir.

Bir kısım gençlerin bu gerçeği yeterince anlayamamış ve saygının insanı küçülten değil, aksine yücelten bir değer olduğunu kavrayamamış olması; onları bilinçsizce yanlış tavırlara yöneltmektedir. Bu nedenle saygının ne olduğu, neden önemli olduğu ve insana nasıl değer kazandırdığı hususlarının gençlere açık, anlaşılır ve hayatın içinden örneklerle anlatılması büyük önem taşımaktadır.

Gençlerin Saygı Anlayışındaki Giderek Yaygınlaşan Bozulmalar

Son dönemlerde özellikle gençler arasında öğretmenlere, yaşıtlarına ve çevredeki insanlara yönelik saygıya uygun olmayan tavırların yaygınlaştığı açıkça gözlemlenmektedir. Bu durum, çoğu zaman saygının ne olduğunun yeterince bilinmemesinden ve yanlış biçimde algılanmasından kaynaklanmaktadır. Gençlerin bir kısmı sevgiyi az çok anlayabilmekte; ancak saygıyı ya hiç kavrayamamakta ya da yanlış bir anlayışla uygulamaya çalışmaktadır.

Özellikle “saygılı olma” adına sergilenen bazı abartılı ve yapay tavırlar, saygının özüyle hiç bağdaşmamaktadır. Ellerini önünde bağlayıp başını eğmek, hiç konuşmamak, aşırı çekingen davranmak gibi tavırlar; saygı değil, iletişimsizlik ve özgüven eksikliğidir. Aynı şekilde bacak bacak üstüne atmamak, sessizce oturmak ya da yalnızca şekilsel bazı kurallara uymak da tek başına saygı anlamına gelmemektedir. Bu nedenle, gençler arasında sıkça görülen saygı eksikliğinin nedenlerinin tam olarak anlaşılması ve doğru saygı anlayışının açıkça ortaya konulması gerekmektedir.

Öğretmenlere Karşı Saygının Zayıflaması

Eğitim ortamlarında öğretmenlere yönelik saygı eksikliği, çoğu zaman bazı gençlerin otorite kavramını yanlış anlamasından kaynaklanmaktadır. Öğretmeni yalnızca ders anlatan bir kişi olarak görmek, emeğini, değerini ve sorumluluğunu göz ardı etmek; alaycı üslup, söz kesme, umursamaz tavırlar ya da bilinçli ilgisizlik gibi davranışlara zemin hazırlamaktadır.

Bu tür tavırların ardında, öğretmene saygı göstermenin “geri kalmışlık” ya da “zayıflık” olarak algılanması yatmaktadır. Bazı gençler, mesafeli ve umursamaz davranışların kendilerine daha güçlü ve üstün bir görünüm kazandıracağına inanmakta; saygılı ve ölçülü bir tavrın ise çevrelerinde itibar kaybına yol açacağını düşünmektedir. Oysa bu yaklaşım, öğretmen-öğrenci diyaloğunun sağlıklı biçimde kurulmasını engellemekte ve eğitim ortamının etkisini ve gücünü zayıflatmaktadır.

Gerçek saygı, öğretmeni sorgulamamak ya da susmak anlamına gelmez. Aksine, ders esnasında ilgili olmak, söz alırken ölçülü davranmak, emeğine değer vermek ve iletişim kurarken nezaket sınırlarını korumak; hem öğrencinin gelişimine hem de eğitim ortamının sağlıklı işlemesine katkı sağlar. Böyle bir yaklaşım, öğrenciyi küçültmez; aksine onun güzel ahlaklı ve değerli bir insan olduğunu ortaya koyar.

Aile İçindeki Saygı Algısının Bozulması

Aile ortamında ortaya çıkan saygı eksikliği, gençlerin en çok zorlandığı ve en sık yanlış anlaşılan alanlardan biridir. Anne ve babayı yalnızca yükümlülükleri olan kişiler olarak görmek; emeklerini, fedakarlıklarını ve tecrübelerini göz ardı etmek, zamanla iletişim dilinde sertleşmeye ve kırıcı tutumların artmasına yol açmaktadır. Yüksek sesle konuşma, söz kesme, alaycı veya küçümseyici ifadeler kullanma ya da tamamen ilgisiz kalma gibi davranışlar, bu saygı eksikliğinin günlük hayattaki yansımalarıdır.

Bu davranışların temelinde, gençlerin bağımsızlık arayışını yanlış biçimde yorumlamaları yatmaktadır. Bazı gençler, aile üyelerine karşı mesafeli ya da sert davranmanın “özgür bir birey olmanın” bir göstergesi olduğunu düşünmekte; saygılı ve ölçülü bir diyaloğu ise geri planda ya da pasif kalmak olarak algılamaktadır. Oysa bu yaklaşım, bireyselleşme değil; sağlıksız bir uzaklaşma ve kopma şeklidir ve aile içi ilişkileri zedelemektedir.

Gerçek saygı, aile ortamında da susmak ya da her söyleneni sorgusuz kabul etmek anlamına gelmez. Fikir ayrılıkları saygı çerçevesinde ifade edilebilir; ancak bunu yaparken kullanılan dil, ses tonu ve tavır önemlidir. Dinlemek, karşı tarafın çabasını takdir etmek, incitici sözlerden kaçınmak ve farklı görüşleri nezaketle dile getirmek; hem insani ilişkileri güçlendirir hem de o gencin ahlaki olgunluğunu gösterir. Bu tür bir tavır, o kişinin değerini azaltmaz; aksine karakterini güçlendirir ve ona duyulan sevgiyi, saygıyı pekiştirir.

Yaşıtlar Arasındaki Saygı Sorunu

Gençlerin kendi yaşıtlarıyla olan ilişkilerinde ortaya çıkan saygı sorunu, çoğu zaman rekabet, kıyaslama ve üstünlük kurma isteğiyle beslenmektedir. Alaycı konuşma tarzı, küçük düşürücü şakalar, lakap takma, görmezden gelme ya da grup içinde değersizleştirme gibi davranışlar; saygı eksikliğinin en yaygın biçimleri arasında yer almaktadır. Bu tür tavırlar, karşısındaki kişiyi rencide etmesine rağmen çoğu zaman “mizah”, “takılma” ya da “samimiyet” adı altında meşrulaştırılmaktadır.

Bu davranışların arkasında, gençler arasında yaygın olan “güçlü görünme” ve “öne çıkma” isteği bulunmaktadır. Bazı gençler, başkalarını küçümseyerek ya da onlara karşı mesafe koyarak kendilerini daha önemli, daha dikkat çekici ve daha itibarlı göstereceklerine inanmaktadır. İncelik, nezaket ve saygı ise yanlış biçimde zayıflıkla özdeşleştirilmekte; bu nedenle bilinçli olarak sert ve umursamaz bir tavır tercih edilmektedir.

Oysa yaşıt ilişkilerinde gerçek saygı, üstünlük kurmakla değil; karşılıklı değer vermekle mümkündür. Dinlemek, sınırları gözetmek, alaydan kaçınmak ve farklılıkları kabul etmek; gençler arasında güvene dayalı, sağlam ve samimi ilişkilerin temelini oluşturur.

Saygılı bir tavır, kişiyi sıradanlaştırmaz; aksine karakter sahibi, güvenilir ve itibarlı bir konuma taşır. Bu tür bir yaklaşım, geçici bir popülerlik değil; kalıcı dostluklar ve sağlam sosyal bağlar kurulmasını sağlar.

Yaşlılara Karşı Saygı Eksikliği

Yaşlılara yönelik saygı eksikliği, toplumsal hayatta en belirgin şekilde hissedilen sorunlardan biri haline gelmiştir. Sabırsızlık, görmezden gelme, sözlerini önemsememe, aceleci ve sert hitaplar ya da varlıklarını bir yük gibi algılama, yaşlarından kaynaklanan acizliklerine tahammülsüzlük gösterme, değer vermeme bu eksikliğin günlük hayattaki başlıca yansımalarıdır. Özellikle hızlı yaşam temposu içinde, yaşlı insanların ihtiyaçlarına ve kısıtlılıklarına karşı yeterli sevgi, şefkat ve anlayış gösterilmediği görülmektedir.

Bu davranışların temelinde, yanlış bir bakış açısıyla, yaşlılığın “değer kaybı” ile özdeşleştirilmesi yatmaktadır. Bazı gençler, üstünlüğü yalnızca güç ve yetenekler üzerinden değerlendirmekte; bilgi, tecrübe, birikim ve olgunluk gibi değerleri yeterince önemsememektedir. Bu bakış açısı, yaşlı bireyleri sosyal hayatın dışında bırakmakta ve saygının yalnızca “eşit güçte” olanlara gösterilmesi gereken bir tavır olduğu gibi yanlış bir algıyı beslemektedir.

Oysa yaşlılara saygı, yalnızca bir nezaket kuralı değil; insana verilen değerin açık bir göstergesidir. Dinlemek, yardım etmeye istekli olmak, sabırlı davranmak, sözlerine değer vermek, merhametle yaklaşmak ve varlıklarını önemsemek; toplumsal vicdanın ve ahlaki olgunluğun temel özellikleridir. Yaşlı insanlara gösterilen saygı, gençlere karşı da sevgi, saygı uyandıran ve kendilerine değer katan bir güzel ahlak göstergesidir.

Kadınlara Karşı Sergilenen Saygısız Tavırlar

Kadınlara yönelik saygı eksikliği, çoğu zaman dil ve üslup üzerinden kendini göstermekte; küçümseyici ifadeler, sınır ihlalleri, sert ve kaba hitaplar ve değersizleştirici tavırlarla ortaya çıkmaktadır. Günlük hayatta olduğu gibi sosyal ortamlarda da kadınların sözlerinin kesilmesi, düşüncelerinin hafife alınması ya da dış görünüşleri üzerinden değerlendirilmesi, bu sorunun yaygın örnekleri arasındadır.

Bu davranışların temelinde, kadını birey olarak değil; ikinci sınıf, yönlendirilebilir ya da değeri tartışılabilir bir konumda görme anlayışı yatmaktadır. Bazı gençler, sertlik ve kabalığın güç göstergesi olduğuna inanmakta; nazik, ölçülü ve saygılı davranışları ise gereksiz bir incelik olarak değerlendirmektedir. Bu yaklaşım hem kadınları incitmekte hem de toplumsal ilişkilerde güven ve huzur duygusunu zedelemektedir.

Oysa kadınlara saygı, bir lütuf ya da tercihe bağlı bir tavır değil; insan olmanın doğal bir gereğidir. Kadını değerli bir varlık olarak görmek, sözlerine önem vermek, sınırlarına riayet etmek ve hitapta ölçüyü ve nezaketi korumak; vicdan ve güzel ahlakın en temel şartlarındandır. Bu ahlak anlayışında titizlik göstermek, kişiyi küçültmez; aksine güzel ahlakını ve insani kalitesini ortaya koyar.

Çocuklara Gereken Saygının Gösterilmemesi

Çocuklara yönelik tavırlardaki saygı eksikliği, çoğu zaman “terbiye”, “disiplin” ya da “otorite kurma” gerekçeleriyle meşrulaştırılmaya çalışılmaktadır. Sert hitaplar, azarlama, küçümseyici sözler, duygularını veya isteklerini yok sayma ya da korku yoluyla kontrol etme gibi davranışlar; çocuğun da bir birey olduğu gerçeğini göz ardı eden yaklaşımlardır. Oysa bu tür davranışlar, çocuğun kişilik gelişimini olumsuz etkilemekte ve saygı kavramını yanlış biçimde öğrenmesine neden olmaktadır.

Bu tavırların temelinde, çocuğu henüz “tam bir birey” olarak görmeme anlayışı yatmaktadır. Bazı gençler ve yetişkinler, yaşça küçük olmayı değersizlikle eş tutmakta; çocukların düşüncelerinin, duygularının ve sınırlarının dikkate alınmasının gereksiz olduğunu düşünmektedir. Bu yaklaşım, çocukta kendini ifade etmekten çekinme, değersizlik hissi ve ilerleyen yaşlarda saygı göstermekte zorlanma gibi sonuçlar doğurmaktadır.

Oysa çocuklara saygı, onların her davranışını onaylamak anlamına gelmez. Saygı; çocuğun duygu ve düşüncelerini dikkate almayı, onu incitmeden yönlendirmeyi ve iletişim kurarken ölçülü olmayı gerektirir. Dinlenen, değer verilen ve sınırları gözetilen bir çocuk; hem kendisine hem de başkalarına saygı göstermeyi doğal bir şekilde öğrenir.

SONUÇ VE TALEP

Saygı yalnızca belirli alanlara özgü bir davranış biçimi değil, insanın hayatın her alanında yaşaması gereken temel bir ahlaki değerdir. Öğretmenlerle kurulan ilişkilerden aile içi iletişime, yaşıtlar arasındaki etkileşimlerden yaşlılara, kadınlara ve çocuklara yönelik tavırlara kadar her alanda saygının varlığı, gerçek ve kalıcı ilişkiler kurabilmenin ve toplumsal huzurun ön şartıdır.

Bu bağlamda yukarıda ayrıntılı şekilde açıklanan hususlar birlikte değerlendirildiğinde; özellikle gençler arasında yaygınlaşan saygı eksikliğinin, saygının gerçek anlamının yeterince bilinmemesinden veya yanlış algılanmasından kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Saygının yalnızca şekilsel davranışlara indirgenmesi, bu değerin toplumda zayıflamasına ve insan ilişkilerinin yüzeyselleşmesine yol açmaktadır. Bu yüzden de saygı eksikliği, sevginin gerçek anlamda yaşanmasının önündeki en büyük engellerden biridir.

Özellikle gençler açısından saygının, bireyi küçülten değil; aksine olgunlaştıran, güçlendiren ve değer kazandıran bir erdem olduğu unutulmamalıdır. Sertlik, kabalık ve mesafe koymanın itibar sağladığı yönündeki yanlış algılar geçici ve yanıltıcıdır. Gerçek değer; incelik, nezaket, ölçülülük ve karşısındaki insana kıymet veren bir tavırla ortaya çıkar. Bu nitelikler, insanı toplum içinde daha güvenilir, daha saygın ve daha itibarlı bir konuma taşımaktadır.

Bu nedenle saygının ne olduğu, ne olmadığı ve insan ilişkilerinde nasıl yaşanması gerektiği hususlarının özellikle gençlere açık, anlaşılır ve hayatın içinden örneklerle anlatılması büyük önem taşımaktadır. Saygı bilincinin güçlenmesi, yalnızca bireysel ilişkileri değil; toplumun bütününü daha huzurlu, daha güvenli ve daha insani bir yapıya kavuşturacaktır.

Bu çerçevede, müvekkilin konuya dair değerlendirmelerini, saygılarımızla Sayın Mahkemenizin takdirine sunarız. 07.01.2026

Adnan Oktar Müdafi Av. Mert Zorlu

Daha yeni Daha eski