İSTANBUL 1. AĞIR CEZA MAHKEMESİ’NE

DOSYA NO   : 2024/60 E.

SUNAN    : Adnan Oktar

MÜDAFİİ   : Av. Mert Zorlu

KONU    : Müvekkil Adnan Oktar’ın, cezaevlerinin fiilen suçun öğrenildiği, normalleştirildiği ve yeni suç ilişkilerinin kurulduğu alanlara dönüşebildiğine dikkat çektiği; bu durumun önlenmesi ve ceza infazının gerçek anlamda “ıslah” amacına ulaşabilmesi için, tek ve en etkili çözümün infaz sürecinde imani ve ahlaki eğitimin verilmesi olduğunu ifade ettiği görüşlerinin Sayın Mahkemenizin takdirine sunulmasıdır.

AÇIKLAMALAR :

Müvekkil Adnan Oktar, cezaevlerinde yaşanan mevcut durumun tutuklu ve hükümlü insanları suçtan uzaklaştırmak yerine çoğu zaman suça daha fazla yaklaştırdığını; içeride geçirilen sürenin birçok kişi için suçu öğrenme ve benimseme sürecine dönüştüğünü ve bu durumun tüm toplumu ilgilendiren ciddi bir sorun haline geldiğini belirtmektedir.

Müvekkil, konuya ilişkin olarak aşağıdaki önemli hususlara dikkat çekmektedir:

Cezaevlerinde birbirinden çok farklı geçmişlere sahip insanlar bir arada bulunmaktadır. Suçu bilerek ve isteyerek işlemiş, bunu hayat biçimi haline getirmiş kişiler olduğu gibi; istemeden bir suça karışmış, ilk defa cezaevine girmiş ya da çeşitli sebeplerle haksız yere mahkum edilmiş kişiler de aynı ortamları paylaşmaktadır. Bu farklı yapıdaki insanların uzun süreler boyunca aynı koğuşlarda bir arada tutulması, suça dair olumsuz etkilerin yayılmasına zemin hazırlamakta ve toplumsal güvenlik açısından da ciddi bir risk oluşturmaktadır.

Bir insanı suça karşı gerçekten caydıran ve suçtan uzak tutan tek ölçü “iman ve Allah korkusu”dur. Allah’a ve yaptıklarının yalnızca bu dünyada değil, ahirette de çok daha büyük bir karşılığı olduğuna inanmayan bir kişi, suç işlemekte ve suçu bir hayat biçimine dönüştürmekte bir sakınca görmemektedir. Suçtan uzak durmak için gerekli olan vicdan duyarlılığını gösterememekte ve iradesini bu yönde kullanamamaktadır. Bu nedenle, bu inançtan yoksun kişiler, bulundukları ortamlarda suçu normalleştirmekte ve çevrelerindeki insanları da bu yönde etkilemektedir. Suçla iç içe yaşamış insanların bulunduğu cezaevi ortamlarında, inanç ve ahlaki eğitimden yoksun kimseler suç işlemeye yönelik davranışları çok daha kolay benimseyebilmektedir.

Dolayısıyla cezaevlerinde yaşanan sorun, yalnızca suç işlemiş kişilerin bir arada bulunması değildir. Asıl sorun, burada suçun tekrar işlenmesini engelleyecek bir süreç oluşması beklenirken; aksine öğretilmesi, aktarılması ve yaygınlaştırılmasıdır.

İman ve ahlaki değerlerden uzak kişilerin uzun süreler boyunca aynı cezaevi ortamlarında bir arada bulunması; suçu alışkanlık haline getirmiş kişilerin sahip oldukları suç tecrübesini, yöntemleri ve bağlantıları diğer tutuklu ve hükümlülere aktarmasını kolaylaştırmaktadır. Her tutuklu ve hükümlü kendi geçmişinden getirdiği kötü çevreyi, alışkanlıkları, düşünce biçimini ve suça dayalı hayat anlayışını başkalarına taşımakta; suç, zamanla konuşulan, anlatılan ve normalleştirilen bir davranış haline gelmektedir. Bu durum, cezaevlerini fiilen suçtan uzaklaştıran yerler olmaktan çıkarıp, suç konusunda tecrübe kazanılan alanlara dönüştürmektedir.

Bu aktarımlar soyut değil, son derece somut ve sistemli biçimde gerçekleşmektedir. Nitekim koğuşlarda;

  • Suçu meslek haline getirmiş, yıllardır suçun içinde yaşamış kişiler, sahip oldukları tecrübeyi diğer tutuklu ve hükümlülere aktarmakta,
  • Çete bağlantısı bulunanlar, yeni gelenleri kendi suç ağları içine dahil etmeye çalışmakta, yapılanmalarını genişletmektedir,
  • Suç işlemenin yöntemleri, hangi suçtan nasıl para kazanıldığı öğretilmekte; hangi yolların yakalanmamak açısından “daha risksiz” olduğu anlatılmakta,
  • Dolandırıcılık, hırsızlık, gasp gibi suçlar, geçim yolu olarak sunulmakta,
  • Uyuşturucu ticaretinin nasıl yürütüldüğü, bağlantıların nasıl kurulduğu ve izlerin nasıl kaybettirildiği öğretilmekte,
  • Şiddetin bir güç ve çözüm aracı olduğu düşüncesi yayılmakta; kavga, tehdit, baskı ve zor kullanma normalleştirilmekte, sorunların şiddet yoluyla çözülebileceği telkin edilmektedir,
  • Öldürme ve ağır şiddet suçlarıyla ilişkili kriminal karakterli kişiler, cinayeti sıradanlaştıran bir dil kullanmakta; insan hayatının değeri zayıflatılmakta, öldürmenin “gerektiğinde yapılabilecek” bir eylem olduğu telkinini oluşturmaktadırlar,
  • Terör suçlarına ilişkin ideolojik söylemler, kimi zaman şiddeti ideolojik bir gerekçeyle meşrulaştırmakta; devlet ve toplum düzenini hedef alan düşünceler normalleştirilmeye çalışılmakta, yeni kişiler bu yapılarla temas haline sokulmaktadır.
  • Devlet, hukuk ve toplum düşman gibi gösterilmektedir.

Bu ortamda cezaevine ilk kez giren, çeşitli sebeplerle bir hataya sürüklenmiş kişiler en savunmasız grubu oluşturmaktadır. Başlangıçta;

  • suçtan uzak durmak isteyen bu kişiler, zamanla “dürüstlükle olmuyor” düşüncesine alıştırılmakta;
  • öfke sorunu olanlar şiddeti normal görmeye başlamakta;
  • suça hiç niyeti olmayanlar dahi suçu bir hayat biçimi olarak kabul etmeyi öğrenmektedir.

Bu kişi, cezaevine girdiğinde belki artık suçtan uzak durmak istemektedir. Ancak içeride;

  • Dolandırıcılıkla para kazanmayı,
  • Hırsızlık ve gasp yoluyla geçinmeyi,
  • Uyuşturucu ticaretinin yollarını,
  • Suçtan kaçmanın ve iz kaybettirmenin yöntemlerini

öğrenmektedir.

Bu tablo karşısında yalnızca disiplin önlemleri almak, ceza sürelerini artırmak ya da tutuklu ve hükümlüleri farklı koğuşlara ayırmak, sorunu kökten çözmeye yetmemektedir. Disiplin, insan davranışını ancak denetim altında tutabildiği ölçüde etkileyebilmekte; ceza, korku ortadan kalktığında caydırıcılığını yitirmekte; fiziksel ayrıştırma ise sınırlı ve geçici sonuçlar doğurmaktadır. Zira insanı suçtan gerçekten uzak tutan esas ölçü, dış baskı değil, içindeki Allah korkusu, iman ve vicdan duyarlılığıdır. Bu değerlere sahip olmayan bir kişi, uygun ortamı bulduğunda suça yeniden yönelmekte ve suçu meşru görmeye devam etmektedir.

Bu iç denetimi sağlayan tek güçlü kaynak ise İMAN VE AHLAKİ EĞİTİMdir. Allah korkusu ve ahiret inancı olmayan bir insanda, yapılan yanlışın vicdani bir sınırı bulunmadığından, cezanın ve disiplinin kalıcı bir etkisi olmamaktadır.

Bu nedenle, ceza infaz sürecinde İMANİ VE AHLAKİ EĞİTİMİN VERİLMESİ; suçun tekrarını önleyebilecek, kişilerin vicdanını ve davranışlarını kalıcı biçimde dönüştürebilecek TEK, EN ETKİLİ VE EN KALICI ÇÖZÜMdür.

Kuran ahlakı, insana iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı öğretir. Allah, her insanın içine iyiyi ve kötüyü ayırt edebilecek bir vicdan duygusu yerleştirmiş; haksızlık yapmayı, kul hakkı yemeyi, dolandırmayı, hırsızlığı, şiddeti, cana kastetmeyi, kötü söz ve davranışları açıkça YASAKLAMIŞTIR.

İman eden, Allah’tan korkarak vicdanının sesini dinleyen ve Kuran ahlakına uyarak yaşayan bir insan, suçu asla bir seçenek olarak dahi görmez. Böyle bir kimse, çevresinde suçu normalleştirmiş, kriminal yapıda insanlar bulunsa dahi bundan olumsuz etkilenmez; aksine hali, tavrı ve konuşmalarıyla o çevresine örnek olur ve başkalarını da iyiliğe yönlendirir.

Bu nedenle ceza infaz kurumlarında tek bir kişinin dahi imani ve ahlaki eğitim alması, bulunduğu ortamda çok sayıda insan üzerinde olumlu bir etki oluşturur.

Tek bir kişinin dahi Allah inancıyla ve Allah’ın beğendiği ahlak doğrultusunda hareket etmesi, çevresindeki, istemeden ya da çeşitli sebeplerle suça bulaşmış kişilerin kurtarılması ve doğru yola yöneltilmesi açısından hayati bir önem taşır.

Bugün gelinen noktada cezaevleri, birçok kişi açısından adeta “SUÇ ÜNİVERSİTESİ” haline gelmiştir. Suç işleme yöntemlerinin öğrenildiği, suç konusunda içeride ihtisas yapıldığı bu ortamda, iyiliği ve doğruyu öğreten güçlü bir karşılık bulunmadığı sürece suçun yayılması kaçınılmaz olmaktadır.

Oysa imani ve ahlaki eğitim, bu gidişatı tersine çevirebilecek en güçlü ve en etkili anlatımdır.

Devletimizin bu imkanı sağlaması halinde, cezaevlerinde suçun öğretildiği bir ortamdan, suçtan uzaklaşmanın ve ıslahın mümkün olduğu bir ortama geçiş sağlanabilecektir.

Müvekkil, sahip olduğu bilgi ve birikimle bu sürece CEZAEVİ İÇİNDE DE KATKI SUNABİLECEĞİNİ ifade etmektedir

Ancak bu noktada özellikle belirtilmelidir ki, müvekkilin cezaevinden çıkma ya da tahliye edilme gibi herhangi bir talebi bulunmamaktadır.

İmani ve ahlaki eğitimin verilmesi hususunda, GEREKLİ İMKAN SAĞLANDIĞI TAKDİRDE, bu sorunun KISA SÜREDE VE ETKİLİ BİÇİMDE çözülebileceği kanaatindedir.

Amaç; cezaevlerini suçun öğretildiği yerler olmaktan çıkarıp, insanların yeniden hayata kazandırıldığı MANEVİ EĞİTİM ALANLARI haline getirebilmektir.

Bu durum tek tek kişilerin değil, toplumun tamamının sorunudur. Cezaevinden çıkan birçok insan, ahlaki açıdan girdiğinden daha olumsuz halde çıkmakta; suç bilgisi artmış, vicdanı körelmiş ve hayata bakışı bozulmuş şekilde topluma geri dönmektedir.

Bunun temel nedeni, cezaevlerinde imanı, vicdanı ve ahlakı esas alan bir eğitimin olmamasıdır. İnsan sadece kapatılarak, korkutularak ve cezalandırılarak düşüncelerini, davranışlarını ve ahlakını düzeltememektedir. İnsan;

  • Yaptığının neden yanlış olduğunu,
  • Doğrusunu ve bunun neden doğru olduğunu,
  • Hayatın gerçek amacını ve anlamını

öğrendiğinde değişmektedir.

Cezaevlerinde suç bilgisi bu kadar kolay yayılırken, imanın, güzel ahlakın, iyiliğin insanlara gereği gibi anlatılmaması, ileride çok daha büyük toplumsal sorunlara yol açabilecek ciddi bir tehlikedir.

Sonuç olarak cezaevlerinde ortaya çıkan bu tablo, yalnızca infaz edilen cezaların ağırlığıyla ya da idari tedbirlerle çözülebilecek bir mesele değildir. Ceza infaz kurumları, insanı yalnızca fiziksel olarak kısıtlayan yerler değil, ahlakını ve düşüncelerini de etkileyen uzun süreli ortamlardır. Bu nedenle burada oluşan olumsuz etki, ceza süresi sona erdiğinde de devam etmekte ve toplumun tamamını ilgilendiren kalıcı sonuçlar doğurmaktadır. Suçun öğretildiği, normalleştirildiği ve yaygınlaştığı bu ortamın tam tersine çevrilebilmesi, ancak insanlara Allah inancının anlatılması ve vicdanına hitap eden bir anlayışla yaklaşılmasıyla mümkündür.

Bu nedenle cezaevlerinde imani ve ahlaki eğitimin temel bir konu olarak ele alınması, bir tercih değil; suçun tekrarını önlemek ve infazın gerçek anlamda ıslah amacına ulaşmasını sağlamak bakımından zorunlu bir ihtiyaç olarak ortaya çıkmaktadır.

SONUÇ VE TALEP :

Müvekkil, cezaevlerinde suçun öğrenildiği ve yaygınlaştığı gerçeğine dikkat çekerek, ceza infazının gerçek anlamda ıslah amacına ulaşabilmesi için imani ve ahlaki eğitimin tek çözüm olduğu yönündeki değerlendirmelerini Sayın Mahkemenizin takdirine sunmaktadır.

Bu doğrultuda, geçmişte benzer eğitim çalışmalarında kendisinin çok geniş çaplı, somut ve olumlu sonuçlar elde ettiğini, mevcut koşullarda da aynı etkinin sağlanabileceğini belirtmektedir.

Müvekkilin cezaevinden çıkma veya tahliye edilme yönünde herhangi bir talebi bulunmamaktadır. Söz konusu eğitimin cezaevi koşulları içinde, gerekli görülecek görüşmelerle ya da uygun kişiler aracılığıyla yürütülmesi mümkün olup, müvekkil bu süreçte danışmanlık yapmaya hazırdır.

Özellikle cezaevlerinden tahliye edilerek topluma karışacak kişilerin yeniden suça yönelmesini önlemek bakımından, bu eğitim yaklaşımının ciddiyetle değerlendirilmesi gerektiği kanaatindedir.

Bu çerçevede, müvekkilin görüşlerini saygılarımızla Sayın Mahkemenizin takdirine sunarız.

06.01.2026

Adnan Oktar Müdafi Av. Mert Zorlu

Daha yeni Daha eski