İSTANBUL 1. AĞIR CEZA MAHKEMESİ'NE

DOSYA NO : 2024/60 E.

SUNAN : Adnan OKTAR

MÜDAFİİ : Av. Mert ZORLU

KONU : Huzurdaki dava kapsamında görülen ve sanıkların hiçbir aşamada kabul etmedikleri cinsel eylemlerin, bir an için gerçekleştiği kabul edilse de, suç değil toplum içinde kabul gören eylemlerden ibaret olduğu ve eylemlerde suç unsuru bulunmadığının duayen hukukçular, yargı mensupları ve bilim adamları tarafından da tespit edildiğine dair açıklamalarımızın sunumudur.

AÇIKLAMALAR:

Huzurda görülmekte olan davada bilindiği gibi müvekkil, TCK m.220/5 kapsamında çeşitli cinsel suçlamalardan da sorumlu tutulmaktadır.

Belirtmeliyiz ki, Adnan Oktar dosyasında sürekli olarak dikkat çektiğimiz kumpas, temelinde bu suçlamalar üzerine kurulmuştur. En kolay iftira olan cinsel suçlamaların kişilere yüklenmesi ve müvekkilin de tamamından sorumlu tutulması yoluyla, binlerce yıllık hapis cezasının yolu açılmıştır.

Bunun temelinde, politik ve sosyolojik nedenler olmakla birlikte, psikolojik nedenler de vardır. 2026 Ocak ayı içinde gerçekleşecek duruşma öncesi, Sayın Mahkemenizce bu değerlendirmelerin dikkate alınmasının önem arz ettiği düşüncesindeyiz:

Müslümanların Zengin, Mutlu, Sevilen İnsanlar Olmasından Duyulan Rahatsızlık

Bazı insanlar Müslümanların zengin olmasından, aynı zamanda yakışıklı, güzel, dikkat çekici ve ön planda olmalarından, sevenlerinin çok olmasından rahatsızlık duyarlar. Bu, Müslümanlara ideolojik karşıtlığın bir sonucu olduğu gibi, aynı zamanda bu kişilerin kendi zihinsel buhranlarının da bir sonucudur.

Çünkü bu düşüncede olan insanların genel olarak seveni pek yoktur. Etraflarında sevenleri bulunmadığı gibi, girdikleri ortamda da genel olarak sevilmezler. Zaten kendileri de kimseyi sevmeye tenezzül etmezler. Etraflarında sevdikleri, değer verdikleri, uğruna fedakarlık yaptıkları insanlar hiçbir zaman bulunmaz. Çoğunlukla yalnızdırlar.

Kadınlara karşı tutku duyamazlar. Kadınlara yönelik sevgi ve saygı dolu bir yaklaşımları da olmadığından, bir kadınla karşılaştıklarında onun kendisini sevmediğinden emin olurlar.

Hayatlarında hiç renk yoktur. Monoton ve son derece sıkıcı bir hayatları vardır. SEVGİSİZLİK içinde yaşadıklarından artık etraflarındaki her kişiye ve her güzelliğe nefret duyar olmuşlardır. KENDİ ELDE EDEMEDİKLERİNİ ELDE EDEN KİŞİLERE DE ÖFKEYLE BAKARLAR. KENDİLERİNDE OLMAYANA SAHİP OLANLARI ÇOK KISKANIRLAR. Kıskançlığın getirdiği dehşet ve nefreti derinden hissederler. ASLA YAŞAYAMADIKLARI HAYATI YAŞAYANLARIN ELLERİNDEKİ TÜM İMKANLARI ALMAK, HATTA ONLARI YOK ETMEK, adeta bir ihtiras halini alır.

İŞTE ADNAN OKTAR KUMPAS DOSYASI, BU KOMPLEKS VE NEFRET İÇİNDE YAŞAYAN VE HAYATLARINDA HİÇBİR GÜZELLİĞE SAHİP OLMAMIŞ VE SEVGİYİ ASLA YAŞAYAMAMIŞ İNSANLARIN, DUYDUKLARI KISKANÇLIĞIN BİR SONUCUDUR.

1999 Operasyonu da Bu Kıskançlığın Bir Sonucuydu

Müvekkil ve arkadaşları, aynı gerekçelerle yapılan benzer saldırıları, 1999 yılında gerçekleşen operasyon ve sonrasında açılan dava esnasında da yaşadı. O dönemde müvekkil ve arkadaşlarının, TÜRKİYE'NİN SAYILI AİLELERİYLE irtibat halinde olmaları, GENÇ, GÜZEL, SOSYETİK VE ÜNLÜ KADINLARLA YAKIN BAĞLANTILAR içinde olmaları bazı kesimleri rahatsız etmişti. O dönemde de kurulan kumpasın başrolündeki kişiler, yaşamları boyunca genç, güzel ve sosyetik kadınlara asla ulaşamamış, çevresinde kendisini seven hiç kimse olmamış ve hayatta güzelliğe dair hiçbir şeye erişememiş kişilerdi. İşte o zaman da, MÜVEKKİL VE ARKADAŞLARINA YÖNELİK BAŞVURULAN İLK SALDIRI, CİNSELLİK İFTİRASI OLMUŞTU.

Cinsellik iftirasının Adnan Oktar dosyasında neden ısrarla kullanıldığını izah edebilmek için bu açıklamaların Sayın Mahkemeniz bakımından önemli olduğuna inanıyoruz. Bu açıklamaların, Sayın Mahkemenizin, kumpas ve iftiralara, istemeden de aracı olmasını engelleyeceğini düşünüyoruz.

Toplumda Makul Görülen Eylemlerin,
Adnan Oktar Dosyasında Suç Halini Alması

Adnan Oktar davasında sanıklar, mağdur olarak ismi geçen kadınlarla cinsel ilişki yaşamadıklarını ısrarla belirtmektedirler. Ancak şayet bu iddialar gerçekleşmiş olsa da, BUNLARIN HİÇ BİRİ SUÇ DEĞİLDİR. Türkiye'de, hemen her kesimde, kadın-erkek sevgililer arasında cinsel ilişki son derece yaygındır. Gençlerin büyük bölümü evlilik dışı cinsel ilişkiyi son derece normal görmekte ve uygulamaktadırlar.

Şu durumda, cinsel isnatlarını hiçbirini kabul etmemekle birlikte dava kapsamında sanıkların kız arkadaşı olan kişilerin anlattıkları beyanlara bakıldığında (yıllardır arkadaş olmak, sevgili olmak, birlikte evlilik hazırlığı yapmak vs.) ORTADA BİR SUÇ OLMADIĞI, SIRADAN İLİŞKİLERİN MEVZU BAHİS OLDUĞU ortadadır. Şayet bu dosyada bunlar suç kabul ediliyorsa, dışarıdaki bu kişilerin de suç işlediği kabul edilmelidir. O zaman bu kişiler de mi tutuklanmalıdır?

Yine aynı şekilde, gençler arasında flört mantığı son derece yaygındır. Hatta günümüzde bir kız aynı anda 5-6 erkekle flörtleşmekte, ardından kendisi için en uygun olanı seçmekte ve bu, toplum arasında son derece normal karşılanmaktadır.

Bunun da ötesinde, çiftler arasında "açık ilişki" denen kavram gitgide yaygınlaşmaktadır. İki kişi, evli veya sevgili olarak açık ilişkiyi benimsediklerini söylemekte ve birbirlerinin bilgisi dahilinde başkalarıyla da ilişkiye girmektedirler. Bu, halk arasında çok yaygın hale gelmiştir.

Halk arasında artık normalleşen böylesine rahat uygulamalar varken, Adnan Oktar davasında gençler, -kendileri kabul etmemekle birlikte- kız arkadaşlarıyla ilişkiye girmekten, -yine kendileri kabul etmemekle birlikte- aynı anda başkalarıyla da ilişki içinde olmaktan dolayı ceza almışlardır. Bu suçlamaların tümünü tüm savunmalarında reddetmişlerdir ancak burada önemli olan, SUÇLAMALARIN DAHİ SUÇ SAYILMAMASIDIR.

Sayın Mahkemenizin de çok iyi bildiği gibi ortada ŞANTAJ YOKTUR, KASET YOKTUR, ZORLAMA VE BASKI YOKTUR. Müşteki konumundaki kadınların anlatımlarındaki detaylar, iddia edilen ortama kendi istekleriyle gittikleri, yanlarındaki kişiyi sevgili olarak gördükleri ve hatta daha sonra görüşmeye devam etmek istedikleri yönündedir. Hatta bu kadınlar, bu davada sanık olan erkek arkadaşları kendilerinden ayrılınca, yine ISRARLA BARIŞMA, GÖRÜŞME TALEP EDEN kişilerdir.

Kadınların Yaşam Şekilleri ve Profilleri,
Kandırılmaya Uygun Olmadıklarını Kanıtlamaktadır

Kadınların her biri son derece kültürlü, kolej ve üniversite mezunu, Bağdat caddesinde, Nişantaşı'nda çevre edinmiş, alabildiğine sosyal bir profile sahiptir. Kimi doktor, kimi spiker, kimi Youtuber, kimi fenomen, kimi manken, kimi dizi oyuncusu, kimi de müstakil iş sahibidir. BU KADINLARI HERHANGİ BİR SEBEPLE KANDIRMAK MÜMKÜN DEĞİLDİR. Hele dini saik iddiası, söz konusu profiller dikkate alındığında son derece anlamsız kalmaktadır.

Kadınların büyük bir kısmı, DİNDAR OLMADIKLARINI AÇIKÇA DİLE GETİRMİŞ, bir kısmı da SANIKLARIN DİNİ HASSASİYETLERİNİ ANLAMSIZ BULMUŞTUR. Hatta bir kısmı, cinsel ilişkiye yanaşmayan sanıklara önden ilişki konusunda ısrarcı olmuş, bunu kabul etmediği için kendisine sitem etmiştir.

Bu kadınların tümü, suçlamada bulundukları erkeklere ÖZEL OLARAK YANAŞMIŞ, onları ERKEK ARKADAŞLARI OLARAK GÖRMÜŞ, onların YAKIŞIKLI VE ZENGİN OLMALARINDAN, GÜZEL AHLAKLI VE NEZİH OLMALARINDAN ETKİLENMİŞ ve bir kısmı bu kişileri KENDİLERİ İÇİN İDEAL EŞ OLARAK GÖRMÜŞLERDİR. Açıkça ONLARLA CİNSEL İLİŞKİDE BULUNMAYI İSTEMİŞ, toplumda son derece normalleşen bu eylemi ONLARLA DA YAŞAMAK İSTEMİŞLERDİR.

Bir kadının yakışıklı, zengin, nezih gördüğü bir erkekle sevgili olmasında ve onunla evlilik planları yapmasında bir sakınca yoktur. Kadınların, iddia ettikleri eylemlerde de suç sayılabilecek bir şey yoktur. Ancak dava kumpas olunca, bu kadınların anlattığı ve KENDİLERİNİN DE RIZASI OLDUĞUNU AÇIKÇA İFADE ETTİKLERİ her detay, BİR ANDA CİNSEL EYLEME DÖNÜŞTÜRÜLMÜŞTÜR.

Duayen Hukukçular ve Bilim Adamları,
Cinsel Suç İddialarını Yalanlayan Mütalaalar Vermişlerdir

Adnan Oktar ana dava kapsamında duayen hukukçular, bilim adamları ve hocalardan alınan hukuki ve bilimsel mütalaalarda, söz konusu eylemlerin DOĞRUDAN KADINLARIN RIZASINA YÖNELİK EYLEMLER OLDUĞUNA dair yapılan kapsamlı açıklamalardan kısa birer özet takdirinize sunulmaktadır:

PROF. DR. M. FATİH YAVUZ MÜTALAASINDAN 

Prof Dr. M. Fatih Yavuz

Adli Tıp ve Adli Bilimler Uzmanı, Adli Tıp Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. M. FATİH YAVUZ, dini telkinin rızayı yok eden bir unsur olduğuna dair kanaatinin bilimsel bir temeli OLMADIĞINI şu şekilde izah etmiştir:

Profesyonel ve etkili bir telkin yöntemi olan HİPNOZ İLE BİLE ETKİLENMEYEN bilinç kontrolü ve direnç gösterme yetisinin, DİNİ TELKİN İLE ORTADAN KALDIRABİLECEĞİ DÜŞÜNCESİNİN BİLİMSEL BİR GEREKÇESİ BULUNMAMAKTADIR. Bu nedenle, gerek uluslararası gerekse de ulusal adli tıp ve adli psikiyatrik uygulamalarda, 15 yaş üstü, akıl hastalığı veya zihinsel engeli bulunmayan kişilerde, DİNİ TELKİN VEYA HİPNOZ, TCK'NDA TANIMLANAN CİNSEL SALDIRI EYLEMİNİN UNSURLARINDAN OLAN "RIZANIN YOKLUĞUNA” NEDEN OLAN TIBBİ DURUMLAR ARASINDA YER ALMAMAKTADIR.

PROF. DR. İZZET ÖZGENÇ MÜTALAASINDAN

Prof. Dr. İzzet Özgenç, hukuk danışmanlığını yaptığı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte

Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku Anabilim Dalı Başkanı, Kamu Hukuku Bölüm Başkanı, Cumhurbaşkanı eski Hukuk Danışmanı Prof. Dr. İZZET ÖZGENÇ, Prof. Dr. M. Fatih Yavuz'un bu değerlendirmelerine atıfta bulunarak, Adnan Oktar dosyası için sunduğu mütalaada şu özetle şu değerlendirmelere yer vermiştir:

1) Prof. Dr. Özgenç, dosyada iddia edilen cinsel ilişkilerin gerçekleşmesinde hile, cebir veya tehdit kullanıldığına yönelik müştekiler yönünden tek tek somut bir tespitte BULUNULMADIĞINI belirtmiştir:

“Dosya içeriği itibariyle, örnekleme yöntemiyle belirlemiş bulunduğumuz müştekiler yönünden söz konusu cinsel ilişkilerin sağlanmasına yönelik olarak cebir, tehdit veya hile kullanıldığına dair iddialarla ilgili olarak HER BİR “MÜŞTEKİ” BAKIMINDAN SOMUT BİR TESPİTTE BULUNULMUŞ DEĞİLDİR.”

2)  Prof. Dr. İzzet Özgenç, dosyadaki müştekilerin dini telkinle iradelerinin fesada uğratıldığı iddiasıyla ilgili olarak bu tip bir telkin yönteminin hukuken hile olarak KABUL EDİLEMEYECEĞİNİ belirtmiştir:

Reşit kişinin rızasına dayalı olarak gerçekleştirdiği cinsel arzularını tatmine matuf fiilinin icra ediliş tarzı, belli bir dini inanç, herhangi bir dinin belirli bir yorumlanış biçimine dayandırılmış olsa bile, CEZA HUKUKU SORUMLULUĞUNU GEREKTİRMEZ."

3)  Prof. Dr. İzzet Özgenç hukuki mütalaasında, müştekilerin baskı ve tehditle dosyada ifade vermeye ZORLANDIKLARINI ve ZORLA müşteki yapıldıklarını belirtmiştir:

“Dikkat çekici olan husus şudur ki, bu kişiler dava konusu olayda soruşturma başlatılmadan önce cinsel saldırıya veya cinsel istismara maruz kaldıklarında bahisle ŞİKAYETTE BULUNMAMIŞLAR, soruşturma başladıktan sonra soruşturma sürecinde, söz konusu toplulukla irtibatları dolayısıyla ifadelerinin alınması sürecinde “müşteki” sıfatını iktibas etmişlerdir. Aslında bu kişiler söz konusu davaya ilişkin soruşturma sürecinde bir tercihte bulunmak mecburiyetinde bırakılmışlardır: işbu davada “müşteki” sıfatı izafe edilen kadınlar, söz konusu topluluk içinde bulunan sair kişilerle ilgili olarak ALEYHE AÇIKLAMALARDA BULUNMADIKLARI TAKDİRDE, KENDİLERİNİN DE ŞÜPHELİ VE BİLAHARE SANIK OLABİLECEKLERİ ENDİŞESİ ile karşı karşıya bırakılmışlar ve bu endişe dolayısıyla “müşteki” sıfatıyla açıklama yapmayı yeğlemişlerdir."

4)  Prof. Dr. Özgenç, tarafımızca kabul edilmemekle birlikte, iddia edilen cinsel birleşmelerde sözde suç örgütünün korkutuculuk gücünden yararlandığı iddiasının GEÇERSİZ OLDUĞUNU belirtmiştir:

“Bu cinsel birleşmeler ve davranışlar bakımından, yer ve yöntem gibi ortak özellikler bulunmaktadır. Ancak bu ortak özelliklere rağmen, müşteki ile bu cinsel birleşmeler sürecinde bir suç örgütünün KORKUTUCULUK GÜCÜNDEN YARARLANMA GİBİ BİR DURUM SÖZ KONUSU DEĞİLDİR.”

5)  İzzet Özgenç “zenginlik, lüks, şatafat” gibi olguların dosyadaki cinsel suç iddiaları bakımından kişinin iradesini ortadan kaldıracak şekilde bir hile unsuru olarak KABUL EDİLEMEYECEĞİNİ belirtmiştir:

“Keza söz konusu topluluğa mensup olan kişilerin yaşantıları, ekonomik ve sosyal durumları, “müştekiler” bakımından cezbedici bir özellik taşımakta ise de bu özellik gerçekleştiği ileri sürülen ve mahkemece kabul edilen cinsel birleşmeler bakımından BİR HİLE OLARAK, KİŞİNİN İRADESİNİ ORTADAN KALDIRAN BİR SEBEP OLARAK DEĞERLENDİRİLEMEZ.”

6)  Prof. Dr. İzzet Özgenç, -tarafımızca kabul edilmemekle birlikte- toplu cinsel ilişki iddialarının ÖZEL HAYAT KAPSAMINA GİRDİĞİNİ ve CEZA HUKUKU SORUMLULUĞUNU DOĞURMADIĞINI belirtmiştir:

“Ancak belirtmek gerekir ki, incelememize tevdi edilen dosya içeriği itibariyle, söz konusu topluluğa dahil olan çoğu kişiler arasında hukuken geçerli nikah akdine dayalı olmayan müşterek bir cinsel yaşantının bulunduğu yönünde bir izlenim oluşmaktadır. Cebir, tehdit veya hileye dayalı olmayan bu müşterek cinsel yaşantının, özel hayat alanı içinde kalması koşuluyla CEZA HUKUKU SORUMLULUĞUNU GEREKTİRMEDİĞİ İZAHTAN VARESTEDİR.

7)  Prof. Dr. İzzet Özgenç, cinsel suçlarla ilgili şikayetçilerin duruşmalarda sanıklarla YÜZLEŞTİRİLMELERİ gerektiğini belirtmiştir:

“İşbu dava kapsamında cinsel saldırıya ve cinsel istismara uğradığından bahisle “şikayetçi” olan kişilerin ifadelerindeki açıklamalar ile, şikayet konusu fiilleri işlediği iddia edilen kişilerin savunmalarındaki açıklamalar arasında ÖNEMLİ FARKLILIKLAR bulunduğunu ve sanıkların iddia konusu fiilleri ret ve inkar ettiği müşahede edilmiştir. Bu mübayenetin giderilmesi ve maddi gerçekliğin ortaya çıkarılabilmesi için İLGİLİ KİŞİLERİN DURUŞMADA YÜZLEŞTİRİLEREK DİNLENİLMESİ GEREKİR.”

8)  Prof. Dr. İzzet Özgenç, cinsel suçlarla ilgili şikayetçi olan kişilerin sanıklar tarafından sözde saldırıya maruz kaldıklarını iddia ettikleri dönemden sonra da duygusal ilişkilerini devam ettirmelerinin RIZANIN VARLIĞINA DELİL olduğunu belirtmiştir:

“Önemle belirtmemiz gerekir ki duygusal arkadaşlık sürecinde partnerlerden birinin diğeri tarafından tasvip etmediği belirli cinsel davranışlara maruz kalmasına rağmen bu davranışı gerçekleştiren partnerle DUYGUSAL ARKADAŞLIK İLİŞKİSİNİ DEVAM ETTİRMESİ HALİNDE, BU CİNSEL DAVRANIŞLAR BAKIMINDAN RIZASININ VARLIĞINI KABUL ETMEK GEREKİR.

İşbu dava sürecinde “müşteki sıfatıyla ifadesi alınan kişilerin ifade içeriklerinden, duygusal arkadaşlık kurdukları kişiler tarafından tasvip etmediğini beyan ettiği cinsel davranışa maruz bırakılmasına rağmen, bu kişilerle DUYGUSAL ARKADAŞLIK İLİŞKİSİNİN DEVAM ETTİRİLDİĞİ anlaşılmaktadır. İlgili “müşteki”nin maruz kaldığı cinsel davranışlara RIZASININ TESPİTİ bağlamında bu hususun göz önünde bulundurulması gerekmektedir.”

9)  Prof. Dr. İzzet Özgenç cinsel suçlarda EVLİLİK VAADİNİN BİR HİLE YÖNTEMİ OLARAK KABUL EDİLMEYECEĞİNİ, bunun bir cezai sorumluluğunun OLMADIĞINI belirtmiştir:

“İfadelerdeki anlatımlar itibariyle, bazı “müşteki”lerin önemli bir kısmı, ilgili sanıkla arasında duygusal arkadaşlık ilişkisi tesis edilirken bilahare evlenecekleri yönünde bir yanılgıya sevk edilmişlerdir. Reşit bir kişinin bir başkası tarafından bilahare evlenecekleri yönünde yanılgıya sevk edilmesi, cinsel ilişkiye girdiği kişi tarafından kendisine evlenme vaadinde bulunulmuş olması, girdiği cinsel ilişkiye yönelik İRADESİ CEZA SORUMLULUĞU BAĞLAMINDA İFSAT EDEN BİR DURUM DEĞİLDİR. Bu itibara, örneğin evli olan bir kişinin eşinden bilahare boşanacağı ve boşandıktan sonra kendisiyle evleneceği vaadiyle reşit olan bir kişiyle cinsel ilişkiye girmesi halinde, samimi olmayan evlenme vaadi REŞİT KİŞİNİN İRADESİNİN CEZA HUKUKU SORUMLULUĞUNU GEREKTİRİR BİR İFSAT OLARAK DEĞERLENDİRİLEMEZ ve saik yönünden aldatan kişinin CİNSEL SALDIRI SUÇUNDAN DOLAYI CEZAİ SORUMLULUĞUNU GEREKTİRMEZ.”

10)  Prof. Dr. İzzet Özgenç, mahkemenin cinsel suçlarla ilgili gerekçelendirmesinde kullanılan ve var olduğu iddia edilen delillerin birçok müşteki açısından İSPAT BAKIMINDAN NE SEBEPLE DELİL OLARAK KABUL EDİLDİĞİNİN BELLİ OLMADIĞINI, BİRÇOK MÜŞTEKİYLE İLGİLİ BU TÜRDEN MATERYAL DAHİ BULUNMADIĞINI belirtmiştir:

“ilk derece mahkemesinin mahkumiyet hükmünde, “müşteki”lere karşı işlendiği kabul edilen cinsel istismar ve cinsel saldırı suçlarının gerekçelendirmesinde genel olarak, sanıklar arasında ayrım gözetilmeksizin, dosya içeriğindeki “yazılı ve görsel delillere”, “dijital materyallere” “whatsapp yazışmalarına”, “ses kayıtlarına”, “mail yazışmalarına” ve “el yazılı notlara” atıfta bulunulmuş işe de bu delillerin ilgili müştekiye yönelik olarak işlendiği kabul edilen cinsel istismar veya cinsel saldırı suçunun ispatı bakımından NE SURETLE DELİL KIYMETİ TAŞIDIĞI HUSUSUNDA HİÇBİR AÇIKLAMAYA YER VERİLMEMİŞTİR. Başka bir ifadesiyle, çok sayıda “müşteki” bakımından iddia türden materyalin BULUNMAMASINA rağmen, bu kişilere karşı cinsel istismar veya cinsel saldırı suçlarının aynı gerekçelerle işlendiği kabul edilmiştir.”

11)  Prof. Dr. İzzet Özgenç, İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi'nin gerekçeli kararının KES YAPIŞTIR YÖNTEMİYLE oluşturulduğunu, duruşmalarda maddi gerçeği ortaya çıkartma amacından ziyade, ÖZEL HAYATA İLİŞKİN ANLATILARA YER VERİLDİĞİNİ belirtmiştir:

“İlk derece mahkemesinin gerekçeli kararı, MALUM ERGENEKON DAVASI’NIN GEREKÇELİ KARARINDA OLDUĞU GİBİ, KES YAPIŞTIR YÖNTEMİYLE OLUŞTURULMUŞTUR. Bu suretle OLAĞAN OLMAYAN BİR ŞEKİLDE, MEDENİ DÜNYADA BENZERİ OLMAYAN 11.400 SAYFALIK BİR GEREKÇELİ KARAR METNİ ORTAYA ÇIKMIŞTIR.

İncelememe tevdi edilen dosyanın ilişkin olduğu davanın görüldüğü ilk derece mahkemesindeki duruşmada, bir suç olgusuna ilişkin maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacından ziyade, TECESSÜS DUYGULARINI TATMİNE MATUF OLARAK, söz konusu topluluk mensubu olan ve “müşteki” sıfatıyla ifadesi alınan kişilerin CİNSEL YAŞANTILARINA, topluluk mensuplarıyla aralarındaki CİNSEL DAVRANIŞLARA İLİŞKİN UZUN UZUN ANLATIMLARDA BULUNMALARI SAĞLANMIŞTIR. Bu anlatımlar herhangi bir ayıklamaya tabi tutulmadan, kes yapıştır yöntemiyle aynen gerekçeli karara aktarılmıştır."

PROF. DR. FATİH BİRTEK, DOÇ. DR. AKİF ASDEMİR,
PROF. DR. ÇAĞLAR ÖZDEMİR MÜTALAALARINDAN

Kıymetli hocalar, Prof. Dr. Fatih BİRTEK, Doç. Dr. Akif ASDEMİR ve Prof. Dr. Çağlar ÖZDEMİR, birlikte hazırlayıp Adnan Oktar dosyası için sundukları bilimsel mütalaada, hile ve rıza konusuyla ilgili önemli değerlendirmelerde bulunmuşlardır:

Mağdurların kişisel özellikleri nazara alındığında, SALT SOYUT EVLİLİK VAADİNİN MEVCUDİYETİNİN DİRENME İMKÂNLARINI ORTADAN KALDIRAN BİR HAL OLMADIĞI gibi mağdurların detaylı anlatımı dikkatle incelendiğinde CİNSEL EYLEMLERE RIZA GÖSTERMESİNİN “YEGÂNE” SEBEBİNİN DE BU VAAT OLMADIĞI,

Yargılama konusu olay bakımından, mağdurların yaşları, eğitim durumları, iddia ettikleri olay örüntüsünün devam ettiği sürenin uzunluğu, bu süre boyunca pek çok mağdurun olay döngüsünden ayrılarak kendi ikametine, ailesinin yanına veya öğrenci yurduna gittiği, bir kısım mağdurların örgüt üyesi olduğu iddia olunan sanıklarla uzun sayılabilecek süre ayrılması ve bir süre görüşmemesi, bir kısım mağdurun kendilerine telkinde bulunulan davranışların mahiyetini sorgulaması ve sanıklarla bu hususta tartışması, bir kısmının da telkinlere hiç inanmadığını beyan etmesi dikkate alındığında, sanık Tarkan Yavaş ve diğer sanıklar tarafından kullanıldığı iddia olunan “DİNİ TELKİNLERİN” mağdurların cinsel özgürlüğü konusundaki rızalarını sakatlayabilecek veya cinsel bir eyleme karşı direnmelerini engelleyebilecek nitelikte bir “HİLE” OLARAK KABUL EDİLMESİNİN MÜMKÜN OLMADIĞI,

Mağdurların sanıklarla tanışma biçimi, sanıkların kişisel özellikleri, kendilerini statü sahibi olarak tanıtmaları, sanıklarla mağdurlar arasında duygusal ilişkinin mevcut olması, sanıkların –görünen- şatafatlı ve lüks içerisindeki yaşantısı, bir kısım mağdurların hayatın olağan akışına aykırı bir şekilde ve sanıklarla tanıştıktan çok kısa süre içerisinde sanıklarla cinsel yakınlaşma yaşadıkları yönündeki beyanları bir bütün olarak değerlendirildiğinde; mağdurların cinsel eylemlere ve cinsel ilişkilere –RIZALARINI SAKATLAYAN BİR HİLE OLMAKSIZIN- KENDİ TERCİHLERİ VE ÖZGÜR İRADELERİ DOĞRULTUSUNDA RIZA GÖSTERMİŞ OLMALARININ MUHTEMEL olduğu,

Mağdurların büyük çoğunluğunun, iddia olunan cinsel ilişkilerin –rıza dışı- gerçekleştiğini beyan etmelerine rağmen, kovuşturma aşamasındaki beyanlarında (bir kısım eylemler ve bir kısım sanıklar bakımından) “RIZALARININ BULUNDUĞUNA VE ÖZGÜR İRADELERİNE DAYANDIĞINA” DAİR ANLATIMLARININ MEVCUT OLDUĞU ve bu durumun, beyanlarının sağlamlığını ve güvenilebilirliğini tartışmalı hale getirdiği…

YARGITAY 5. CEZA DAİRESİ ONURSAL BAŞKANI
AHMET CEYLANİ TUĞRUL MÜTALAASINDAN

Yargıtay 5. Ceza Dairesi Onursal Başkanı AHMET CEYLANİ TUĞRUL uzman görüşünde;

Yargılananlara yöneltilen HÜRRİYETİ TAHDİT ve CİNSELLİK KONULU MÜSNET SUÇLARIN MEVCUT DELİLLERE GÖRE UNSURLARI İTİBARI İLE OLUŞMADIKLARINI

mütalaa etmiştir.

PROF. DR. CENGİZ KILIÇ MÜTALAASINDAN 

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Cengiz Kılıç uzman görüşünde;

Yargılananlar tarafından iradeleri fesada uğratılmak suretiyle, kendilerine taciz ve tecavüzde bulunulduğunu iddia eden kadın ve kızların, gerçekleştiğini iddia ettikleri olaylar tarihinde, RIZA EHLİYETLERİNİN BULUNDUĞUNU ve BU EHLİYETİN TELKİN VEYA BAŞKA BİR YOLLA SAKATLANMADIĞINI

mütalaa etmiştir.

Kıymetli hocaların bilimsel ve hukuki delillerle açıklamış oldukları gibi, Adnan Oktar dosyasında iddia edilen cinsel suçlamaların oluştuğuna dair tek bir delil BULUNMAMAKTADIR. Gerçekte bir dini telkin mevcut olmamakla birlikte, dini telkin unsurunun, rızayı engelleyen bir durum olmadığı hocalarımız tarafından açıklanmıştır. Dahası, dosyadaki sözde mağdur kadınların anlatım ve yaşam şekillerinden, RIZANIN AÇIKÇA VAR OLDUĞU, söz konusu hocalar tarafından da tespit edilmiştir.

Bu davada, bir cinsel suç tespit edildiği için değil, kumpas davası stratejisi uygulandığı için cinsel suçlamalardan cezalar verilmiştir. CEZA VEREN HAKİMLERİN TÜMÜ VE EMİNİZ Kİ SAYIN MAHKEMENİZ, YARGILANAN SANIKLARIN TECAVÜZCÜ VE TACİZCİ OLMADIKLARINI ÇOK İYİ BİLMEKTEDİR.

Şayet onların suç işlediklerinden emin olsaydınız, DOSYANIZ KAPSAMINDA YARGILANMAKTA OLAN FATİH KILIÇ'I DA ÇOKTAN TUTUKLAMANIZ, BİR TECAVÜZCÜ OLARAK SOKAKLARDA RAHAT RAHAT DOLAŞMASINA İZİN VERMEMENİZ GEREKİRDİ KANAATİNDEYİZ. Çünkü FATİH KILIÇ'IN DA, DOSYADA CEZA ALAN TÜM DİĞER SANIKLARLA AYNI EYLEMLERDEN, AYNI İSNATLAR DAHİLİNDE CİNSEL SUÇLAMALARI OLDUĞU TAKDİRİNİZDEDİR. Aynı dosya kapsamında aynı suçlamalarla yargılanan onlarca genç en üst sınırdan hapis cezaları ile cezalandırılmışken, ÜZERİNDE CİNSEL İSNATLAR BULUNAN FATİH KILIÇ'IN HALEN TUTUKLANMAMIŞ OLMASI İZAHA MUHTAÇ BİR DURUMDUR.

Halk, Adnan Oktar Davasında Suç Bulunduğuna İnanmamaktadır

Suçların işlenmediğine mahkemelerin kanaatinin olmasının yanında, HALKIN DA KANAATİ AYNI ŞEKİLDEDİR. Özellikle sosyal medya yakından takip edildiğinde, müvekkil ile ilgili halkın yorumları dikkat çekicidir. İnsanlar, MÜVEKKİLİN TUTUKLULUĞUNDAN BERİ TÜRKİYE'DE HER ŞEYİN TERS GİTTİĞİNİ, BİR AN ÖNCE HAPİSTEN ÇIKMASINI İSTEDİKLERİNİ, ONUN ÇIKIŞI İLE HER ŞEYİN DÜZELECEĞİNE İNANDIKLARINI ittifakla dile getirmektedirler. Büyük bir kısmı, geçmişte A9 TV'de izledikleri programları özlemekte, tekrar yayınların olmasını istemekte, müvekkili dışarıda görmek istediklerini açıkça dile getirmektedirler.

Gerçekten suç örgütü lideri olarak tanınan ve taciz ve tecavüz iddiaları ile gündeme gelen bu kişilerin cezaevinden çıkışının bu kadar istenmesi, BU SUÇLAMALARA ASLA İNANILMADIĞINI göstermektedir. Takdir edilebileceği gibi kimse, taciz tecavüz iddialarıyla hüküm giymiş kişileri, halkın arasına karışmış şekilde görmek istemez. Halkın, müvekkil ve arkadaşlarını tekrar aralarında görmek istemeleri, bu iddialara inanmamaları nedeniyledir.

Cezaevinde Geçen 8 Yıl,
Müthiş Bir İttifak Ruhu Oluşturmuştur

Detaylarıyla belirttiğimiz gibi, müvekkile ve diğer sanıklara yöneltilen suçlamaların tümü iftiradır ve bunların mutlaka bu esasa göre değerlendirilmeleri gerekir. Bunun yanı sıra, müvekkile göre, her şerde bir hayır olduğundan, bu yaşananlarda da çok büyük hayırlar söz konusu olmuştur.

Müvekkil, iftiralar neticesinde neredeyse 8 yıldır cezaevinde olan bu arkadaş grubunun, bu vesile ile BİRBİRLERİNE ÇOK DAHA SIKI BAĞLANDIKLARINI, SAPASAĞLAM BİR İTTİFAK ELDE ETTİKLERİNİ, hepsinin bu süreçte İLİM SAHİBİ OLDUĞUNU, KURAN'I ÇOK İYİ ÖĞRENDİKLERİNİ, hatta ARAPÇAYA DAHİ HAKİM OLDUKLARINI, ikinci hatta üçüncü kez üniversite bitirdiklerini belirtmektedir.

Cezaevine girdiklerinde 20'li yaşlarında olan gençler, şimdi 30'lu yaşlarına; 30'lu yaşlarında olanlar 40'lı yaşlarına ulaşmışlardır. BU, BİR DAVA UĞRUNA CEZAEVİNDE GEÇİRİLEN ÇOK DEĞERLİ BİR SÜREDİR. Müvekkile göre bu durum, onlar için, uğrunda fedakarlık yaptıkları DAVALARINA DAHA FAZLA SAHİP ÇIKMALARINA vesile olmuştur. Normal şartlarda yurt dışına gidecek, evlenip başka hayatlar kuracak, dolayısıyla arkadaş grubundan ayrılıp kendilerine başka yollar çizecek olan gençler, cezaevindeki bu uzun imtihan vesilesi ile, Allah rızası için yaşamanın ve davaları uğruna Müslümanlarla bir arada olmanın önemini anlamışlardır. Müvekkile göre, KUMPAS KURANLARIN VESİLESİ İLE ALLAH, MÜSLÜMANLARI BİR ARADA TUTMUŞTUR.

Dolayısıyla müvekkile göre, tuzak kurduklarını zannedenler, aslında bu gruptaki Müslümanların ittifakı adına çok büyük bir hizmette bulunmuşlardır. İşte bu sebeple de ne müvekkil nezdinde ne de diğer iftiraya uğrayan sanıklar nezdinde, imtihanın hiçbir zorluğu yoktur.

Müvekkile göre burada önemli olan, ADALETİ UYGULAYACAK OLANLARIN SAMİMİYETİ VE ALLAH KORKUSUDUR. İftiralar, müvekkile ve arkadaşlarına zarar vermediğine göre, hüküm verenlerin adaletinin sınandığı bir safhada olduğumuz açıktır. Sayın Mahkemenizin, bu konuda adil karar verip, yukarıdaki değerlendirmeleri dikkate alacağına dair inancımız tamdır.

Sayın Mahkemenizin takdirine sunar, saygılarımızla bilgilerinize arz ederiz.10.01.2026

Adnan Oktar müdafi,

Av. Mert Zorlu

Daha yeni Daha eski